-
Aa
+
 30/04/2010

Sizi Dinlemeye Geldik

Geçenlerde

Mine Selen (Mine Abla) aradı. Beni Prof.Dr. Kenan Mortan ile tanıştırmak istediğini söyledi. Tanımayanlar için söylemekte fayda var. Mine Selen TRT gibi bir okulun yetiştirdiği çok iyi bir spiker ve benim her fırsatta kendisinden bir şeyler öğrendiğim bir öğretmen. Birbirimizi pek sık aramayız. Ancak nerede bir güzellik, bir kıymet görsek, mutlaka birbirimizle paylaşırız. Yine böyle düşünmüş olacak ki, geçenlerde beni arayıp Prof. Dr. Kenan Mortan ile tanıştırmak itediğini söyledi. Hiç bir şey sormadan kabul ettim. Çünkü bu görüşmeden güzel bir sonuç çıkacağı tecrübelerle sabitti. Prof.Dr. Kenan Mortan ile ilgili yaptığım küçük çapta bir araştırma sonunda iktisat profesörü olduğunu öğrendim. Kendi kendime ' İktisat profesörünün Almanyalı Türklerle ne işi olabilir ki?' diye sordum.

Nihayet buluşma günü geldi. Görüşmelerde mesleğimiz gereği hep soran tarafta olduğum için, bu görüşme benim için de sıradışı bir görüşme olacaktı. Bu defa soruları ben değil, karşı taraf bana soracaktı. Ama gelin görün ki, bu gazetecilik virüsü bulaştığı insanların yakasını bir türlü bırakmıyor. Görüşmenin ardından Kenan Bey’den söyleşi için izin istediğimde, 'yayınlanmaya değer buluyorsanız, benim için bir onur olur!' diyecek kadar da tevazu sahibi bir bilim adamı olduğunu, teklifimizi kabul etme tarzıyla da gösteriyordu adeta. Bu söyleşinin çok zevk vereceği başlangıcından belli olmuştu.

Bu söyleşiyi yaparken beni mutlu eden başka bir nokta daha var. Aylardır gazetemize katkı sağlaması konusunda ısrarlı davrandığım Mine Selen ile bu söyleşiyi beraber yaptık. Bu durum beni çok mutlu ettiği gibi, bir o kadar da zorluyordu. Zira, yanımda yıllarını bu işlere vermiş, emekli olmuş, ama sıradan emekliler gibi her şeyi bir kenara bırakmış birisi durmuyordu.

Sözü fazla uzatmadan şunu söyleyeyim. Almanya’ya yerleştiğim 1993 yılından bu yana Türkiye’den gelen çok kişiyle mesaim oldu. Bunların neredeyse tamamında ortak bir anlayış vardı. Türkiye’den gelip burada yıllardır yaşayan insanlara Almanyalı Türkleri anlatmak ve ne yapmaları gerektiği konusunda talimatlar vermek. Buna karşın, Kenan Bey’in anlatmaktan çok sizi pür dikkat dinlediğini kendisinin ve sevgili eşi Monelle Ada Sarfati’nin gözlerinden okudum adeta. Buradaki Türklerin geleceği ve yapmaları gerekenlerle ile ilgili düşüncelerini sorunca 'DESTURSUZ BAĞA GİRİLMEZ' diye cevap veren Kenan Mortan ile yaptığımız söyleşiyi okumayanlar çok şey kaçırmış olacaklar. Söylemesi bizden…

SİZİ DİNLEMEYE GELDİK

Hocam bu Almanyalı Türkler nereden geldi aklınıza? Bu ilginin sebebi nedir?

Sizi biraz şaşırtayım. Bir önceki çalışmam Kapalı Çarşı. Daha önceki ise Gaziantep ekonomisi ve deniz ekonomisi. Yani herhangi bir renk veya kalıba oturtulabilecek bir adam değilim. Mimarlık fakültesinde hocayım. Endüstri tasarımı dersi veriyorum ve iktisat profesörüyüm. Bir gün eşimle konuşurken 'bir yıl sonra Almanyalı Türkler Almanya’da 50 yıllarını dolduruyorlar Almanya’da. Bunu araştırsak nasıl olur?' sorusundan çıktık yola. Bu tesadüf sizi ikna edici oldu mu bilmem ama, eşim ve bana çok ilginç geldiği için başladık. Şayet ben bir Amerikan Üniversitesi mensubu olsaydım, bana haklı olarak 'bu iş için ne kadar fon aldınız?' diye sorardınız. Orada sistem buna çok müsait. Türkiye’de öyle bir sistem yok. Dolayısıyla bize 'şu konuyu araştırın' diyen olmaz. Ama çok olumlu diyebileceğim bir şey oldu. Türkiye İş Bankası böyle bir araştırmayı yayınlayacağını teyyit edip konuyla ilgili mukaveleyi yapınca, üzerimde ayrı bir yük ve sorumluluk oluştu. Bu da işimi önemli ölçüde kolaylaştırdı.

Kenan Mortan

ANADOLULU GÖZÜYLE MUHASEBE

Projenin amacı nedir?

Gezmeye gelmedim. Devlet harcırahı alarak toplantı da yapmıyorum. Dolayısıyla bir şeye yaramam lazım. Üniversitemden bu yıl izin alarak buraya geldim. Gelecek sene Anadolu insanımız Almanya’da 50 yıllık serüvenini tamamlıyor. Hasbel kader bu 50 yıllık serüvenin muhasebesini yapmaya çalışıyorum. Bu kulunuz gelecek yıla da sağ çıkarsa, 2011’in Frankfurt Kitap Fuarı’na Türkçe ve Almanca olarak, Türkiye’nin bir Anadolulusu gözüyle Almanları da muhasebeye katarak bu çalışmayı yetiştirmek istiyor.

MUHASEBE MASA BAŞINDA OLMAZ

Bu temel amacı düşünürken bu buluşmayı neden Köln’de yapıyorsunuz?

Son zamanlarda bilim adına yapılan çalışmalarda herkesin birbirini kollaması gibi, ama kimseyi rahatsız etmemesi gibi bir davranışın egemen olduğunu gördüm. Bilim rahatsız edendir, sorgulayandır, sorgulatandır. Dolayısıyla gördüm ki, biz bu muhasebeleşmeyi sahada yapmıyoruz. O yüzden bu çalışmada ben ve eşim 250 Türkiye çıkışlı ya da Türkiye orijinli, Alman vatandaşı veya Türkiye kimliğini koruyanla, başarılı öyküyle, başarısız öyküyle, kadınıyla erkeğiyle, (kadının kelimesinin altını özellikle çiziyorum. Çünkü onları bu güne kadar neredeyse kimsenin hatırladığı olmamış.) bu öyküyü görmeye ve gelişimini incelemeye çalışacağız.

HEM KİTAP HEM BELGESEL OLACAK

Bu çalışmayı bu güne kadar yapılanlardan farklı kılan ne olacak?

Bu çalışma her şeyden önce bir Türkiye çalışması olmayacak. Anadolu’ya yapılmış bir röportaj değil. Almanya’da da tartışma yaratmak istediğimize göre, Almanya’nın da sesi olacak aynı zamanda bu çalışma. Üç beş Alman yetkilisi ve becerebilirsek 'ne düşünüyorsunuz?' diyen bir anket yöntemi de uygulayabileceğiz. Böylece Günter Wallraf metodu da uygulamış olacağız. Bu çalışmanın Türkçe Almanca olmasının yanında başka orijinal olan bir özelliği de olacak. Çalışmamızın bir de dökümanteri olacak. Bu dökümanteri ARTE veya ona eş değer bir kanalda yayınlamaya çalışacağız. Böylece tartışmayı sesli ve sazlı yapmış olacağız. Buna rağmen beceremediysek hiç bir şey söyleyemedik demektir.

Kenan Mortan

ARTIK İŞÇİ DEĞİLSİNİZ

Ya bu çalışma gereken ilgiyi görmezse ? ...

Bir şeyden okuyucularımızın emin olmasını isterim. Bu çalışma iyi olacak diye bir garantim yok. Sosyal bilimciyiz. İyi niyetle yola çıkıp çok kötü çalışmalara da imza attık (attım). Bu çalışma hiç bir şekilde ön yargılarını kanıtlayan bir çalışma olmayacak. Bu çalışmayı yapmak için bir modelim falan yok. Topladığım görüşlerden eskilerin deyimiyle hemhal edeceğim. Dolayısıyla önyargısız ve iki taraftan bakmaya çalışan bir çalışma olacak. İnsanımızın, dikkat ederseniz işçimizin dememeye gayret ediyorum, bu gün artık hala işçimizin dersek ayıp etmiş oluruz. Çünkü o kadar başarılı olmuş örneğimiz var. Bakanı olan, doktoru olan, futbolcusu olan, film rejisörü olan, Almanya’nın en çok okunan roman yazarı olan bir topluma artık işçimiz demek ayıp olur herhalde. Bu öyküyü izleyen elli yıla belki bir kaç ipucu çıkarmaya gayret edeceğiz. O da işin karı olsun.

ALMANYA YOLUNDAKİ KARA TRENİ DİNLEDİM

Şu anda çalışmanın hangi aşamasındasınız? Almanyalı Türkler olarak nasıl bir esere hazırlayalım kendimizi?

Şu anda yaptığımız iş çalışmanın belki en zor bölümü. Damardan insanlara gitmeye çalışıyoruz. Bazen bir insan sizin saatlerinizi alabiliyor. Umutla yaptığınız görüşmeden belki bir cümle çıkıyor işinize yarayabilecek. Diğer taraftan o yıllarda Almanya’ya yaptığı yolculuktaki 'kara treni' anlatan kişinin tasvirini unutmanız mümkün olmuyor. Resim biliminin kolaj diye adlandırdığı tarzda bir şey olacağı bir gerçek. Gerisini bekleyelim ve görelim.

DESTURSUZ BAĞA GİRİLMEZ

Burada yaşayan Türklerin geleceğini bir bilim adamı hassasiyeti ile gözlemlediğinizde, nasıl görüyorsunuz?

Orhan Şaik Gökyay 'Destursuz Bağa Girenler' isimli bir kitap yazmıştır. Kitabın başlığı kitaptan çok daha fazlasını söyler. Şunun şurasında bir buçuk ay burada kalıp, burada ne yapılması gerektiğini söylersem,çizmeyi aşmış olurum. Hiç bir şey bilmiyorum. Hiç bir şey söyleyemem. Ayıptır. Sosyal bilimcinin bir şey söyleme hakkı yok. Çok şey bilseydim politikada yer alırdım. Yazdıklarımdan politika bir şeyler çikarırsa ne mutlu bana.

Kenan Mortan

ALMANYALI TÜRKLERİN ÖNÜ AÇIK

Yanlış tahmin olsa bile, bu bir buçuk aylık süre içerisinde seziş diyebileceğimiz hassasiyetinizden kırıntılar da olsa bir şeyler alabilir miyiz?

Bizim öykümüzü aslında Latin Amerika Edebiyatı çok iyi anlatıyor. Latin Edebiyatı’nda Nobel alanlara baktığınız vakit, tesadüflerin şiirsel öykülerini okursunuz. Yani bu yukarıya da aşağıya da vurabilir. Bir örnek vereyim. Brezilya 1971’den itibaren kriz budalası bir ülke durumuna düşmüştü. Nitekim 2008’deki son krizde 'galiba yırtıyorlar' dedim. Bildiğiniz gibi bu krizin galibi, bir çoğunun 'işçi çocuğu' diye küçümsediği Lula ve arkadaşları oldu. Buna karşılık Arjantin baş aşağı gitti. Sosyal bilim bu olayları edebiyat kadar öngöremiyor. Ben hadiseyi önü açık olarak görüyorum. Bu anlamda Almanya Bülteni olarak başlattığınız projenin çıkış maksadını ve kullandığınız üslubun da doğru olduğuna inanıyorum. Bunun önü açık. Fakat önü açık olan her şey de sosyal bilim tarafından öngörülemiyor. Mesela İzlanda’daki lavdan ötürü Bayan Merkel’in 4 gün boyunca bir cenaze törenine gidemeyeceğini bu her şeyi öğretme iddiasında olan Almanlara söyleseydiniz inanır mıydı? Eminim, Bayan Merkel de dahil, kimse inanmazdı. Dolayısıyla öykü güzel gelişiyor ve Fatih Akın’ın filmi bana şevk veriyor.

TEPKİLER ÇOK OLUMLU

Burada konuyla ilgili olarak görüştüğünüz Almanyalı Türklerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Aslında buradaki insanların ilgisiz olabileceği endişesi vardı bende. Bana bu konuda pek yüz vermeyeceklerini umuyordum. Aksine insanlar 'iyi ki geldin' deyip yüreklerini açıyorlar. Herkes kendi anlattıklarından sonra adeta bir bayrak yarışındaymış gibi 'hocam filancayla da görüştünüz mü?' diyor. İnsanlar bir taraftan keyf alıyor bir taraftan da önümüzü açıyorlar. Fakat garip olan bir durumu da sizinle paylaşmalıyım. Alman siyaseti içerisinde yer alan Türkiyeli göçmen politikacılardan eskisi ve yenisi hiç yüz bulamıyorum. Ya bu konuyu anlamsız buluyorlar, ya da anlatacakları bir şey olmadığı için kaçıyorlar.

TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER NASIL OLMALI ?

Bulgaristan’da siyaset yapan Türk Partisinin siyasetini olumlu buluyorsunuz. Bu bağlamda burada siyaset yapan Türklerle ilişkisini Türkiye’nin nasıl düzenlemesi gerekir?

Türkler son baba tokadını genelde asker dönüşü yediği için, kerim devletin var olup arkasında olmasını önemli bir güvence olarak görüyor. Burada kendini kanıtlayan Türkiye insanının böyle bir müşfik babaya ihtiyacı yok. Yani Türkiye devleti orada düşünsün, biz de burada onu yapalım türünde bir ilişkilendirmenin çok anlamlı olmadığını düşünüyorum. Bulgaristan’daki Türk orijinli vatandaşların sayısı genel nüfusun %10’unu teşkil ediyor. Fakat orada siyaset yapan Hak ve Özgürlükler Partisi’nin oy oranı %12. Öğrendim ki, çingeneler ve pomakların oyunu da almayı başarmış bu parti. Bunun sebebi ise kimlik siyaseti yapmamaları. Bulgaristan içerisinde gündemli bir siyaset yapıyorlar. Anavatan gibi teranelerle siyasetlerine güdüm katmayı sevmediklerini, Ankara ile ilişkiler ve temaslarda çok dikkatli olduklarını biliyorum. O nedenle yurtdışı Türkleri ile ilgili bir bakanlığın da buraya uyum konusunda bir takoz olacağını düşünüyorum. Gündemi buradaki insanım zaten belirliyor. Belirlemeye devam etmeli. Hatasız da olmayacağını düşünmemeli. Hatalar yaparak, düşe kalka bu mücadeleyi devam ettirmeli ve bu işin sonunda başarabileceğine de inanmalı. Bu öykü insanların öyküsü ve başrolde yine bu insanlar olmalı. Biraz önce tarif ettiğim durum Devlet Planlama Teşkilatı’ndan uzmanların Anadolu’nun herhangi bir yerine gidip orada hangi alana yatırım yapılmasını anlatması gibi bir duruma benziyor. O bürokrat ticaretten anlasa zaten bürokrat değil müteşebbis olurdu. Buradaki Türkler galiba 'Ankara ne diyor acaba?' diyor. Ankara 70 Milyonun üzerinde olan vatandaşını bakmaya yükümlüdür. Burayla da çok ilişkilendirilmemelidir.

Kenan Mortan

SU AKA AKA YOLUNU BULACAK

Hocam anlattıklarınızı yanlış anladıysam lütfen düzeltin. Almanyalı Türkler burada el yordamıyla, düşe kalka, suyun aka aka yolunu bulduğu gibi, doğru bir yol bulacaklar. Bunun gerçekleşmesi için Türkiye ne kadar az müdahil olursa o kadar iyi olur mu demek istiyorsunuz?

Önce 'el yordamıyla ifadesinin çok iyi bir ifade olduğunu belirteyim. Ardından da şunu söyleyeyim. Sorunuzdaki tanımı aynen yazın ve altına kesinle ifadesini ekleyin. Aynen bu tanım. EL YORDAMIYLA SUYUN AKARINI BULMAKTIR bu yol. Siz hangi çocuğa sobada elini yaktırmadan o ısının kötü olduğunu öğretebilirsiniz? Defalarca o ısının tehlikeli olduğunu söyleyen annenin gözünün içine baka baka çocuk elini sobada yakar ve öğrenir. Nitekim Berlin’de 23 Nisan şenliklerine müdahil olan diplomatik misyonun belirli bir tarza uyması halinde destek verme taahüdü tavrını da yadırgadığımı söylemeliyim. Bu müdahaleye rağmen vatandaşlarımız kutlamaları Brandenburg Kapısı’nın önünde yapmayı bildiler.

ALMANYA’DA TÜRK ÜNİVERSİTESİ

Türkiye’de kurulması planlanan Türk Alman Üniversitesi ile ilgili olarak akademik hayatın içerisinden birisi olarak neler söylemek istersiniz?

Almanya’da Helmut Kohl’ün Türkiye’de ise Mesut Yılmaz’ın iktidarda oldukları dönemde Yılmaz’ın bir çıkışıyla o dönemde gündemde olan bu projenin gündemden düştüğünü üzülerek izlemiştim. Alman dili dünya coğrafyasında 100 ila 120 Milyon tarafından konuşulurken, Türkçe ise 220 ila 250 Milyon tarafından konuşulan bir dil durumunda. Türkiye’de şu anda üç Alman üniversitesi projesi devam ediyor. Demek ki Türkiye hala Almanca’nın ticari anlamda geçerli bir dil olacağını düşünüyor. Doğru ve yerinde bir girişim. Benzer girişimlerin burada da olması gerekir.

ALMANYALI TÜRKLER YÖNETİYORLAR

Ticari partnerler olarak Türkiye ile Almanya ilişkilerini nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye ile Almanya arasındaki ticari hacim rakamları bayan Merkel’e net bir şey söylüyor. İki taraf da birbirinin iyi ve vazgeçilmez birer partneri. İki taraf da bunun böyle olduğunu biliyor ve görüyor. Şu anda Türkiye Almanya İş Konseyi’nin başına getirilen Ferit Şahin’in önünde bir tane şikayet dilekçesi bulamazsınız. Türk Azarbeycan İş Konseyi’nin masasında ise yüzlerce şikayet dilekçesi bulabilirsiniz. Ayrıca sizinle bir bilgiyi de bu noktada paylaşmak isterim. Alman Ticaret Odası (IHK)’nın İstanbul bürosunun verilerine göre şu anda Türkiye’de faal olan Alman firmaların idari kadrosunun %70’i tahsillerini Almanya’da tamamlamış Türk gençlerinden oluşuyor. Gerek Almanya gerekse Türkiye’nin bunu iyi okuması lazım.

Kenan Mortan

KREUZBERG ÇOCUKLARI BİLE…

12 Eylül askeri darbesinden sonra apolitik olarak yetişen gençler ile Almanya’da doğup adeta iki sandalye arasında oturmaya çalışarak yetişen gençler arasında bir paralellik görüyor musunuz?

Türkiye’de 1980 sonrası kuşak askeri müdahalenin ürünü olarak özel bir emek sonucu depolitize edildi. Onun yerine maça giden, istiklal marşını öğrenen bir de Vahabi Arapları’nın din bilgisini öğrenen bir kuşak hedeflendi. Oysa buradaki çocuk, orijinal tabiriyle söyleyeyim, 'anahtar çocuğudur'. Yani annesi çocuk okuldan döndüğü saatte çalıştığı için çocuğun boynuna evin anahtarını asmış ve kendisi eve gelinceye kadar nasıl beslenmesi gerektiği ile ilkgili telkinlerde bulunmuştur çocuğuna. Dolayısıyla o çocuk biraz yemek yapmayı biliyor, sokakta düşmemeyi biliyor, Alman’dan dayak yememeyi biliyor, azıcık Almanca ve Türkçe biliyor, ama netice itibariyle ayakta. Türkiye’de 'Almancı' Almanya’da ise 'Kümmel Türke' diye adlandırılıyor. Ama buradaki kuşak buna rağmen ayakta. Türkiye’deki bahsettiğim kuşaktan çok tedirgin olduğumu söylemeliyim. Ama buradaki çocuklar Türkiye’dekilerin aksine burada sistemin içerisinde yer alıyor. Mesela en uç örnek olarak adlandırabileceğimiz Kreuzberg çocuğu bile sistemin içerisinde yer alıyor.

Hocam bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim. Sizin gibiler bu bağa her zaman destursuz girebilirler.

Ben de size bu zevkli söyleşiden dolayı teşekkür ediyorum. Mine hanıma da fırsat buldukça benim de yazacağım Almanya Bülteni ekibinin arasına gazetenin misafir kalemlerinden birisi olarak hoş geldiniz diyorum.

Söyleşiden fotoğraflar için tıklayınız

KENAN MORTAN KİMDİR?

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olan Mortan, lisans eğitimini tamamladıktan sonra aynı fakültede Prof. Gülten Kazgan yönetiminde doktora çalışmasını yaptı. 1983 yılında doçent, 1983 yılında profesör oldu. Kenan Mortan, 1983-1991 yılları arasında Konrad Adenaur Vakfı adına, küçük ve orta ölçekli işletmeler için, 40 ilde 500'ün üzerinde seminer verdi. Burs kazanarak ABD’de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde konuk öğretim üyesi olarak, bölgesel planlama konusunda çalıştı. Halen Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğretim üyeliği ve aynı zamanda yazarlık yapan Prof. Dr. Kenan Mortan, NTV’de ekonomi konusunda yorumlar da yapmaktadır. Mortan'ın yayımlanmış kitaplarının yanı sıra polit - ekonomi konusunda yetkin bir isim olarak da kabul edilmektedir.

Söyleşi : Mine Selen / Arif Şentürk

Kısa Link

TUI yaz seyahatlerinin başlamasını bekliyor

Merkezi Almanya'da bulunan dünyanın en büyük turizm şirketlerinden TUI Group Üst Yöneticisi (CEO) Fritz Joussen, Avrupa'da seyahatin 2021 yazında "güvenli ve sorumluluk bilinciyle" mümkün olacağını belirtti. Joussen, yaptığı açıklamada, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını koşullarında yaz tatili için hazırlıklarının yolunda gittiğini bildirdi. Avrupa'da seyahatin 2021 yazında güvenli ve sorumluluk bilinciyle mümkün olacağını belirten Joussen, “Özellikle Avrupa genelinde bir aşı sertifikası ve hızlı testler yaz seyahatine yardımcı olabilecek. Tek tip bir AB sertifikasıyla politikacılar artık yaz aylarında seyahat etmek için önemli bir temel oluşturabilir. Herkes aşılanmadığı sürece hızlı testler bu temelin ikinci bileşeni olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu. Joussen, yaz sezonu için İspanya ve Yunanistan ile yakın görüşmeler içinde olduklarını bildirerek, “Görüşmeler önümüzdeki birkaç hafta içinde diğer Akdeniz ülkelerine de yayılmalıdır. İngiltere ve Almanya'da Kovid-19 kısıtlamalarının muhtemelen gevşetilmesi için yapılan hazırlıklar göz önüne alındığında, talep şimdiden artıyor. Tatile olan ilgi rezervasyonlar ve satışlara dönüşecektir.” diye açıkladı.

BAZI AB ÜLKELERİ AB’YE BASKI YAPIYORLAR

Öte yandan, Avrupa Birliği'nde (AB) Yunanistan ve İspanya gibi ekonomileri büyük ölçüde turizme bağımlı olan üye devletlerin, tek tip korona aşı sertifikalarının getirilmesi için AB'ye baskı yapması dikkati çekiyor. AB de Kovid-19'a karşı aşı olanların serbestçe seyahat etmesini sağlayabilecek "aşı sertifikası" üzerinde yaz aylarına kadar çalışılmasını, daha sonra üye ülkelerin sağlık ve sınır sistemlerine entegre edilmesini hedefliyor. Bunun yayında AB’de bazı liderlerin Kovid-19 salgını devam ederken seyahat özgürlüğü konusundaki tartışmanın erken olduğunu düşündüğü belirtiliyor.

Haber: Bahattin Gönültaş – (Almanya Bülteni) – Berlin
Kaynak: (AA)