Almanya Treni

Anladım ki, dönemeyiz

Orhan Erdoğan
Almanya'ya 1960'lı yıllarda gelen birinci kuşağın anılarını yayınladığımız Almanya Treni Bölümü'nün bu
günkü konuğu 17 Temmuz 1973 tarihinde Almanya'ya gelen 1955 Uşak-Banaz doğumlu Orhan Erdoğan. O yıllarda Almanya'ya gelenlerin tamamı gibi birkaç yıl çalıştıktan sonra Türkiye'ye dönmeyi düşünmüş olan Erdoğan'ın ebru sanatıyla tanışma öyküsünü kendine has üslubuyla yayınlıyoruz. Geri dönme niyeti ise torunlarla birlikte hayal olmus. Evet şimdi söz yine ilk kuşağın temsilcilerinde...

Yıl 1955, Uşak-Banaz'da dünyaya gözlerimi açmışım. Okulu bititrdikten sonra, babamın bir firmaya istek yaptırmasıyla Almanya yolculugumuz İstanbul'daki Alman doktorlarının muyenesinden sonra Sirkeci Garı'ndan başlamış oldu.

Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Münih üzerinden, ömrümün dörtte üçünün geçtiği Mainz şehrine 17 Temmuz 1973'te ayak bastım. Mainz Bahnhof'a indiğimde beni davet eden firmanın şefi beni almaya gelmiş. Ben biraz sarışın olduğum için beni Yugoslav zannetmis. O esmer, siyah saçlı bıyıklı birisi olarak bekliyormuş. Bu arada amcam da beni karşılamaya geldi. Amcam tanıdığı için bizi tanıştırdı.
Almanya'ya geleli iki hafta olmuştu ki, bir gün bir arkadaş çalışırken eline bir demir parçası düştü. (o arkadaş da benden iki hafta önce gelmiş). Tabi bizde Almanca sıfır. Onu hemen doktora gönderdiler. Arkadaş ertesi günü ise tekrar geldi. Bu arada usta geldi ve arkadaşa doktordan rapor aldın mı? 'Krankschein' diye bize soruyor. Tabi biz arkadaşla 'şahin' diye anlıyoruz. Biz de ona bakıp kendi kendimize soruyoruz. Şahin'e ne olmuş, Şahin kim? Usta bir kaç defa aynı soruyu tekrarladıktan sonra kafa sallayak yanımızdan ayrıldı. Başka kısımlarda çalışan bizden daha kıdemli arkadaşlara durumu anlatmış. Onlar da bize gelip izah ettiler ve böylece raporun anlamını öğrenmiş olduk.

Kanal işlerinde bir sene çalıştıktan sonra firma beni kiralık işçi olarak belediyeye gönderdi. Mainz Belediyesi'nde üç sene çalıştıktan sonra Opel araba fabrkasina işbaşı yaptım. Opel'in içinde çok değişik kısımlarda, değişik kademelerde çalıştım. Opel'e yeni girdiğimde eski olan arkadaslara ne zamandan beri buradasın diye soruyordum. 10 sene, 15 sene 30 sene dediklerinde hiç unutmuyorm, yaa bu kadar sene nasıl çalışmışlar? Ben hayatta bu kadar çalışamam diyordum. Bu gün dönüp arkaya baktığımda 28 senem Opel'de geçivermiş... Opel'de 25 sene çalışan işçiler için bir kutlama merasimi yapıyorlar. İşte tam o gün kutlama bittikten sonra söyle bir soru kafamda dankladı. Ya biz dünyaya niye geldik? Sadece yiyip içip, gezip eğlenmek için mi? Cenabımevlam madem ki insanları yarattığı mahlukatın içinde en değerlisi olarak yaratmış, insanaların en iyisi çevresine ve insanlığa faydalı olanıdır. Allahıma yalvardım ve dua ettim. Bana öyle bir şey ver ki, biraz da kendi memeleketim ve kendi kültürümüz ve özlemini çektiğim vatanım için çalışayım....

Bir müddet daha çalıştıktan sonra rahatsızlandım ve uzun bir tedaviden (hastane, kurlar) sonra çalışmaya son vermek durumunda kaldım. Bu arada memleketime izine gitmiştim. Aldığım bir gazetede bir haber dikkatimi çekti. Uşak Belediyesi'nin ney ve ebru kursu açacağını yazıyordu. Muziğe ve özellikle ney'e karşı özel ilgimden dolayı haberi görünce hemen belediyeye gittim. Ney kusuna katılmak istediğimi söylediğimde ney kursunun olmadığını, sadece ebru kursu olduğunu söylediler. Gazetede ney kursu da yazıyordu dediğimde, 'haber hatalı yazılmış' bizde sadece ebru kursu var dediler. Tabi ben hayal kırıklığına ugrayarak oradan ayrıldım ve tam belediyenin kapısından çıkarken kendi kendime 'benim nasıl olsa vaktim var. Buraya gelmişken ebru kursunu sorayım.' dedim ve tekrar görevlinin yanına vardım ve ebru kursuna katılmak istediğimi söyledim ve bir hafta sonra başlayacak olan ebru kursuna kaydımı yaptırdım. Böylece ney için gittim ebru sanatıyla tanıştım.

Çok yoğun bir kursa katıldıkan sonra Almanya'ya döndüm. Tabi ebru sanatını öğrenmek için 3 aylık bir kurs yeterli değildi. Ama yapacak başka bir alternetifim de yokdu. Malzemelerimi aldım Almanya'ya geldim. Burada kendi halimde çalışmaya başladım. Deneme yanılma usulu ile yalnız iki sene hiç bir ilerleme kaydedemedim ve aynı dairede dolandım durdum. Bir kaç defa ben bu işi yapamayacağım diyerek bırakmayı bile düşündüm. Bir daha bir daha deneyim derken, Almanya'ya bir ebru ustasının geleceğini öğrendim ve onunla irtibata geçtim. Kaldığım yere 350 km. Uzakta olan bu ustaya malzemelrimle gittim ve o gün özel bir ders daha aldıktan sonra artık çemberi kırmış oldum. İki senede uğraşıp aşamadığım problemlerimi bu ustanın sayesinde iki saat gibi bir zaman diliminde öğrenmiş oldum. Ne kadar kitaplardan okusan ne kadar video izlesen de, illa bir bilenden ders almadan ebru sanatını öğrenmek çok zor. Bunu bizzat yaşayarak öğrenmiş oldum.

Evde çalşmalarıma devam ederken, misafir falan geldiğine nasıl ebru resimleri yapıldığını gösteriyordum. Bu arkadaşlarımdan birisi yakında kermes yapılacağını, kermesde ebru yapıp ziyaretçilere göstermemi istedi ve böylece eserlerimi ilk defa başkalarının beğenisine sunma imkanı buldum. Kermesde başka derneklerden gelenler kendilerinin yaptığı kermese de katılmamı istediler. Derken, Mainz, Frankfurt ... ve Almanya'nın bir çok yerinde kermes festival, fuarlar, salon programları ...

Yoğun talep üzerine ebru kursları vermeye başladım. Değişik şehirlerde değişik yerlerde kurslar verdim. Bazı Alman okullarında workshoplar yaz programı dahilinde kısa kurslar, Frankfurt VHS( Volkshochschule)'de bir dönem kurs yaptık ve şimdi yine programlarına aldılar. Eğer yine yeterli talep olursa ikinci dönem kusrsumuz da olacak.
Ebru sanatından size kısaca bahsetmek istiyorum. Ebru sanatı tamamen doğal malzemelerle yapılır. Kireçsiz su ve suya yoğunluk verdirmek için belirli bir miktarlarda kitre dediğimiz geven otunun sütünü suya karıştırılır. Fırçalarımızı at kuyruğu kılından gül dalına sararız. Boyalarımızı topraktan veya bitki özlerinden elde edilen pigment boyalardandır. Boya ayarlarını da sığır ödü ile ayarlarız. Avrupalılar Osmanlılar'dan öğrendikleri bu sanatı zamanla özünü değiştirerek yağli boylalarla ve değişik boyalarla 'Marmorien' adını vererek yapıyorlar.

Burada şuna da üzülerek değinmeden geçemeyecegim. Son zamanlarda bazıları işin kolayına kaçıp yabancıların yaptığı gibi yağlı boya veya acrilik boyalarla resim yapıp ebru yaptıklarını söylüyorlar. Herkes istediği malzemyle istediği gibi çalışabilir. Her emeğe sonsuz saygım var. Burada sanat adına bir şey yapıyorsak o sanatın özünü korumak lazım!
Şimdiye kadar katıldığım etkinliklerde çok yabacı ve Almanlardan şu sözleri duyuyorum: Aaa biz de yapıyoruz ama bu sanat gerçekten çok harika, deyip takdir ve teşekkür ediyorlar. Bu da bana şu sözü hatırlatıyor. 'Bir millet kendi dilini, kültürnü, benliğini unutursa, o millet bir gün yok olmaya mahkumdur.'
Almanyada Türk kültürü denildiğinde Almanlar'ın aklına ilk gelen şey döner olur herhalde. Etkinliklere katılan derneklerin çoğunluğu tabelasında ...kültür derneği, kültür cemiyeti yazıyor ama bol bol döner bulunuyor. Evet o da bizim yemek kültürümüz. Bunun yanında her dernek imkanları dahilinde değişik kültürel faaliyetlerden bazı şeyler yaparlarsa, Alamanlar'ın bize bakışları daha farklı olur diye düşünüyorum.

Defalarca şu soruya muhatap oldum. Bunu sen mi icad ettin? Ben de bunun eski bir Türk sanatı olduğunu, 600 senedir var olduğunu söyledigimde, 'ya öyle mi Türkiye'de böyle bir sanat var mı?' gibi tavırlarla karşılaşıyorum.

Bizler bu memelkete (Avrupa'ya) belli bir şartlarda geldik. O günlerin şartları çok değişikti. Şahsen ben son on seneye kadar Türkiye'ye dönme umuduyla hesaplarımı yapıyordum. Ama durumlar çok değisti. Ben buraya tek olarak geldim zamanla evlendim ve çocuklar oldu. Şimdi çocuklarımın çocukları okula gidiyor. Artık anladım ki, bizim Tükiye'ye kesin dönüş yapmamız mümkün değil.
Duamın kabul olduğunu düşünyorum. Kendi çapımda bir nebzecik de olsa, kültürümüzü tanıtma adına binlerce insana böyle güzel, nazlı, gören herkesi kendine hayran bırakan bu sanatımızı tanıtımına katkı sağlamak benim için en büyük mutluluk. İnsallah gücümün yetttiği, sıhatimin elverdiği, imkalarım dahilinde bundan sonra da seve seve çalışarak bu sanatı tanıtmak istiyorum.

Fotoğraflarla Orhan Erdoğan (1973-2013)

Orhan ErdoğanOrhan ErdoğanOrhan ErdoğanOrhan ErdoğanOrhan ErdoğanOrhan ErdoğanOrhan Erdoğan


Orhan Erdoğan

Mainz 16.07.2013

Diğer yazılar

1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan günümüze...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan günümüze...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan günümüze...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan günümüze...
Almanya'ya 1960'lı yıllarda gelen birinci kuşağın anılarını yayınladığımız...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan günümüze...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan günümüze...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan günümüze...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan günümüze...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan günümüze...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan günümüze...
1962 yılında Almanya'ya çalışmak üzere gelen Yılmaz Yaşlı, o yıllardan...

Günün Karikatürü