Söz sizde

Kimi, neden seçeriz?


Aslında soruyu 'kimi neden seçmeliyiz?' şeklinde de sorabiliriz. Malum, yaklaşan bir seçim var: 25 Mayıs 2014’te Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya (NRW) eyaletinde seçmenler hem Avrupa Parlamentosu, hem Belediye ve hem de Uyum Meclisi için oy kullanacaklar. Yaklaşık bir milyon Türk kökenlinin yaşadığı eyaletin en yoğun Türk nüfuslu kentlerinden biri olan Duisburg'da olduğu gibi, diğer şehirlerde de gerek Belediye Meclisi ve gerekse Uyum Meclisi için -bize göre- aklına gelen kişi veya dernek seçilmek için bu yarışa katılmış.

Bir temel hakkın kullanımına asla sözümüz olamaz.. Ancak bu yarışa katılanların hangi vasıflara sahip olmaları gerektiği konusunda da bizim görüş belirtme gibi bir hakkıımızın olduğu kanaatindeğim. Üzülerek ifade etmeliyim ki, içinde yaşadığımız Batı Avrupa ülkelerinde hem yerel bazda ve hem de ulusal bazda idari mercilerin muhatap kabûl edecekleri ve sorunlarımızı tek elden dinleme imkânı bulacakları yapılanmaya halen daha ulaşamadık. İnsanımızı temsil noktasında (Göç ve Uyum Meclisleri, Belediye Meclisleri, Eyalet ve Federal Meclislere) liyakatine bakılmaksızın (sadece bizim gruptan olsun ama kim olursa olsun düşüncesiyle) basit menfaatleri ön planda tutarak birilerini seçme gayretinde azami dikkatin sarf edilmesi ve bu konuda tarafgir bir tavır takınılması, çözülmesini arzuladığımız problemlerin daha uzun bir zamana yayılmasına zemin hazırladığının kaçımız farkındayız! Bu sözüm özellikle birlik ve beraberliği kişisel egolarına kurban ederek seçimlerde boy gösterenleredir..!

Halbuki, meselelerin elbirliğiyle çözüme kavuşturulması noktasında tüm kesimlerin ortak bir platformda buluşmaları elzemdir. Bu da ancak ‘sabit fikirlilik ve kafatasçılık’tan vazgeçmekle mümkündür. Bu konuda herkes üzerine düşeni yapmakla kendini yükümlü hisseder ve hemen her konuda gereken esnekliği gösterirse, öyle zannediyorum ki, büyük ölçüde çözümsüzlüklerin yolu da bu şekilde çözüme doğru bir seyir izleyecektir.

Konu Avrupa’daki bizler ve bizleri temsil endenler olunca, bizleri temsilen seçilenlerin ülke dilini çok iyi derecede biliyor olmaları (bu anlamda muhataplara karşı eziklik hissetmemeleri), kendilerinin tartışılan konularda (mahcubiyet duymamaları için) bilgi ve birikim yönünden donanımlı olmaları ve sadece belli gurupların sözcüsü değil, tüm insanımız adına, onları temsilen orada bulunduklarını unutmamaları gerekir.

Aslında bu üç kural, bizleri temsile soyunan her adayda aranması gereken vasıflar olmalıdır. Aksi halde hayati önem taşıyan konuları ehil olmayanlara teslim ve sonunda zilleti yaşamaya da razı olma cihetini tercih etmiş oluruz.

Unutmayalaım ki, seçeceğimiz kişiler bizi temsilen belli makamları işgal edecekler. Atacakları her doğru adım bizim hanemize 'artı' olarak geçeceği gibi her yanlış adım da bizim hanemize 'eksi' olarak geçecektir. Yani seçeceğimiz insanlar bulundukları yerlerde bir bakıma bizim aynamız olacaklardır. Bu nedenle tercihlerimizi gerek anadline ve gerkse yaşadığı ülke diline iyi derecede vakıf, bilgili ve birikimli, kendi değerlerine sahip çıkan, aynı zamanda diklenmeden dik durmasını bilen, sosyal ilişkileri iyi olan adaylardan yana kullanmamız gerekir.

Neden mi? Çünkü ne ekersek, onu biçeriz de ondan..!


Ali Yağız

Tarih: 
Pazar, Mayıs 4, 2014

Günün Karikatürü