Söz sizde

Gereğini yapsınlar-Ali Yağız


22 Eylül 2013'te Almanya'da yapılan genel parlemanto seçimlerinde seçmen, ülkede onyıllardır süregelen koalisyonların devamından yana tavırını değiştirmedi.

Nitekim 1949‘da kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti, kısa süreli azınlık hükümetleri dışında mütemadiyen koalisyon hükümetleriyle yönetilmiş; ülkede hiçbir zaman tek başına bir parti hükümet olamamış. Buna rağmen ülke gerek ekonomik, gerekse sosyal haklar bakımından ilerlemiş, bu haliyle Avrupa‘da ve hatta dünya devletleri arasında saygın bir ülke olma özelliğini sürdüregelmiştir.

Bu durum Batılı ülkelere has bir özellik diyemeyiz belki, ama bize göre Batı‘da koalisyon kültürü daha da gelişmiş olmalı ki, hükümetler genelde ahenkli bir performans sergilerler.

Almanya bu yönüyle mesela Türkiye ile karşılaştırıldığında oldukça farklı bir profille kendisini gösterir. Zira genel kanaat; Türkiye'de ne zamanki koalisyonlara duçar olunmuş, her defasında ortakların iç çekişmeleri neticesi ya da kadrolaşma yarışı ülkenin her alanda gerilemesine neden olmuştur.

Nitekim bir ülkede temel konular dikkate alınmaz, tali konular ana problem olarak görülüp, halli için hükümetler enerjilerini heba ederlerse, o ülkede halledilmeyi bekleyen temel sorunlar kamburlaşarak büyür ve an gelir üstesinden bile gelinemez. Netice itibariyle, bu tip ülkelerin her alanda gelişebilmesi için güçlü iktidarlara, o da yetmez; bilgili, birikimli ve gayretli yöneticilere ihtiyaç vardır.

Almanya tarihinde belki de ilk defa Angela Merkel başkanlığındaki Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birliği (CSU) kardeş partileri -ki, bunlar seçimlere beraber girerler- 2013 genel seçimlerinde tek başına iktidar olmaya yaklaştılar. Ama az bir oyla bu şanslarını kaybettiler.

Yaklaşık 62 milyon seçmeni bulunan Almanya‘da 18. dönem milletvekili seçimleri için 30 parti yarıştı. Hür Demokrat Parti FDP'nin %5 barajını aşamayarak dışarda kaldığı seçimler öncesi Sosyal Demokrat Parti SPD, Yeşiller ve Sol Parti, göçmenler için en önemli konu olan‚ Çifte Vatandaşlık‘ konusunda söz vererek oy talebinde bulundular. Genel gözlem; göçmenlerin, özellikle de Türklerin‚ Gezi Parkı‘ olaylarındaki tavrı nedeniyle Claudia Roth'u, dolayısıyla Yesiller'i ve kısmen de Sol Parti'yi cezalandırdığı ve bu konuda nispeten sessiz kalmayı yeğleğen SPD'ye oy verdikleri doğrultusunda.

Bu seçimlerde dikkat çeken bize göre önemli bir gelişme de; Almanya'da Türk vekil sayısının 5'ten 11'e yükselmesi, CDU'dan ilk Müslüman ve Türk adayının parlamentoya girmesi ve ilk defa müslümanlar tarafından kurulan ve ağırlıklı olarak Türklerin temsil ettiği Yenilik ve Adalet için Birlik Partisi BIG'in 2010'da yapılan Kuzey Ren Vestfalya (NRW) eyalet parlemento seçimlerinde 14 bin civarında oy almasına karşın bu yıl katıldığı üç eyalette toplam oylarının sadece 18 bin civarında olmasıydı.

Bir başka gözlem de; Türk Sivil Toplum Kuruluşlarının diğer seçimlere nazaran daha da faal olduklarıydı. Özellikle Avrupalı Türk Demokratlar Birliği UETD'nin, gerek Almanya ve gerkse aynı tarihlerde Avusturya'da yapılan seçimler için hazırladığı bilgilendirici Türkçe büroşür ve filmler dikkatlerden kaçmadı.

Netice itibariyle, yıllardır göçmenlerin oyunu alan ve kurulacak koalisyon hükümetinde yer alacak olması muhtemel SPD ve Yeşiller'in Çifte Vatandaşlık konusundaki tavırlarını bekleyip göreceğiz. Zira bu konu göçmenler açısından oldukça önemli. Özellikle Alman vatandaşlığını almış, şimdilerde Tükiye'den emekli olmak isteyen erişkinler ve‚ Opsiyon Modeli‘ gereğince 18-23 aralığında olup, en geç 23 yaşına geldiklerinde Alman ya da Türk vatandaşlığını seçme mecburiyetinde olan gençler bu sıkıntıdan kurtulmuş olacaklardır.

Beklentimiz; bu konunun ivedilikle halledilmesidir. Ve umarız öyle de olur. Çünkü söz verdiler, oy aldılar; gereğini de yapsınlar..!


Ali Yağız

aliyagiz@web.de

Tarih: 
Cumartesi, Ekim 12, 2013