Söz sizde

Çocuklarınızın başarısındaki rolünüz - Nuray Tanyılmaz

Anne babaların kafasında çocukları ile ilgili bir gelecek tasarımı vardır, bu tasarım aslında bebek doğmadan başlar ve kaçınılmazdır. Çocukların gelecekte nasıl bir insan olacakları, nasıl yaşayacakları, ne iş yapacakları gibi konuları içeren bu tasarım toplumdaki ilişki biçimlerinden, temel değerlerden, toplumun beklentilerinden ve olumladıklarından etkilenir. Yaşadığımız dönemde iktidar, itibar, para kazanma, yükselme, en iyi olma gibi değer ve beklentilerin her geçen gün toplumsal ilişkilerin çeşitli alanlarına sirayet ettiğini görüyoruz. Bu da başarı ve performansa çok fazla vurgu yapılmasını beraberinde getiriyor. Toplumdaki başarı ve performans odaklılık artık anne babaların çocuklarının gelecekleriyle ilgili tasarımlarının temel belirleyenlerinden biri durumuna gelmiş, hatta çocukların yaptığı/yapacağı kariyer kendi kariyerlerinin bir parçası haline gelmiş durumda. Pek çok ebeveyn çocuklarının hayatta başarılı olup olamayacağından endişeleniyor ve bu endişe düzeyi sıklıkla aşırı bir hal alıyor. Aşırı endişeli ebeveynler de neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda sürekli bir sorgulama, uzak gelecekteki olumsuz ihtimaller için şimdiden aşırı önlemler alma, kendi davranışlarından emin olamama, çocuklarından ve kendilerinden makul sınırların ötesinde beklenti, suçluluk duygusu ve yetersizlik düşüncesi gibi baş edilmesi güç sorunlarla karşı karşıya kalırken, içgüdülerinin göstereceği doğruları bile dinleme olanağını kaybediyorlar.

ÖĞRENME ODAKLI MI PERFORMANS ODAKLI MI?

Çocuk okula başladıktan sonra, hayat başarısı ile ilgili kaygılar okul başarısı ile ilgili kaygılara dönüşüyor ve sıklıkla bu iki kavram birbirine karıştırılıyor. Elbette yetişkin yaşamda başarılı olmak, okulda ve akademik sınavlarda başarılı olmakla ilişkilidir, ancak bu ilişki mutlaklaştırıldığında, okul başarısı eşittir hayat başarısı gibi bir algılama oluştuğunda oldukça yanlış sonuçlara da kapı aralamaktadır. Çocuk asıl toplumsal ilişkiler alanına okulla birlikte katıldığı için, diğerleriyle karşılaştığı, rekabete sürüklendiği, başarı beklentisinin somutlaştığı bir döneme de girmiş olur. Başarı ve performansa yapılan aşırı vurgu çocukların öğrenme davranışlarını da kökten etkiler ve bazen yıkıcı etkiler yaratabilir. Örneğin yapılan araştırmalar öğrencilerin önemli bir bölümünün öğrenme odaklı değil, performans odaklı olduğunu söylüyor. Performans odaklı öğrenciler öğrenme deneyiminden zevk almıyor, diğerlerine ne kadar zeki ve başarılı olduklarını kanıtlamaya çalışıyor. Bu öğrenciler için öğrenme ancak onların yeteneğini kanıtlayıcı nitelikte ise değerli hale geliyor. Sınıfta en yüksek notu alma, sınıfın en iyisi olma çabaları ile ifade edilen performans yönelimi kolay ödevleri tercih etme, ihtiyaç olduğunda yardım istemekten kaçınma, ezber kullanma ve zorluklarda kolayca pes etme gibi negatif akademik davranışlarla ilişkilendiriliyor. (Miller ve diğerlerinden aktaran Özgüngör, 2006)

HAYATTA BAŞARI DAHA ÖNEMLİ

Çocuğun akademik yetenekleri bu beklentileri karşılayabilecek düzeyde değilse yıkıcı etki daha vahim sonuçlara da yol açabilir. Anne babasını memnun edemediğini hisseden, anne babası tarafından eleştirilmekten ve onların sevgisini kaybetmekten korkan çocuklar çeşitli reaksiyonlar gösterir. Örneğin çabalamaktan vazgeçebilir. 'Çaba olmazsa başarısızlık da olmaz' diye düşünen çocuk, yapabileceklerinden de kaçınmaya başlar. Bu çocukların çoğu tembel, aptal ya da beceriksiz olarak etiketlenir. Çocukların başka bir tepki verme biçimi 'telafi'dir. Gergin, mükemmeliyetçi, herhangi bir başarısızlık olasılığından son derece rahatsız olan, saatlerce ders ve ödev başında zaman geçiren çocukların davranışı bu kategoriye girer. (Humphreys, 1996, s.15) Oyuna, arkadaşlarına, spora yeterince zaman ayıramamış, öğrenmenin zevkine varamamış bir çocuğun, akademik başarı sağlasa bile hayat başarısı konusunda pek çok zorlukla karşı karşıya geleceği açıktır. Kaçınmayı yeğleyen ya da aşırı çalışarak telafiye sığınan çocuklar gibi, başarısızlık olasılığından korunmanın bir başka şekli 'istesem yapabilirim, ama ne diye sizi memnun edeyim ki' gibi bir tepkiye başvuran çocuklardır. Küstahça davranan çocuk, bu küstahlık karşısında alacağı tepkiyi, başarısızlık nedeniyle küçük düşürülmeye ve reddedilmeye tercih ediyor olabilir.

BAŞARI AŞIRI ÖVÜLÜRSE NE OLUR ?

Aslında yeterli bir özgüvene sahip bir çocuğun öğrenmeye ve keşfetmeye doğal bir merakı vardır. Siz hiç yeni yürümeye başlayan bir çocuğun ilk denemelerinde başarısız olduğu için vazgeçtiğine, ve bu yüzden yürüme becerisini kazanamadığına tanık oldunuz mu? Genellikle ebeveynler de o yaşlarda çocuğu yüreklendirmek için ellerinden geleni yaparlar. Ancak çocuk büyüdükçe ve toplumsal hayata daha fazla katıldıkça, anne babaların, öğretmenlerin ve çocuğun hayatındaki diğer yetişkinlerin başarı karşısındaki tutumları ve beklentileri süreci bozucu, motivasyonu düşürücü etki yapar. Örneğin yetişkin başarıyı alkışlayıp, başarısızlığı cezalandırdığında (bağırmak, suçlamak, sitem etmek, aşağılamak, kıyaslamak gibi) çocuk, yeteneklerinin beklentilere uygun olmadığı kuşkusuna kapılır. (Humphreys, 1996, s.17) Başarıyı aşırı övmenin de tıpkı başarısızlığı cezalandırma gibi sakıncalı yönleri vardır. Çocukta memnun edememe, başarıyı sürdürememe gibi korkular ve sürekli kendini kanıtlamak durumunda hissetmek gibi yüklere neden olabilir. Çocuğun bir şeyde ustalaşması için anne babaları ve öğretmenleri tarafından yüreklendirilmeye ihtiyaçları vardır. Ancak bu yüreklendirme, çocuktan beklentileri ifade edecek biçimde 'sen yaparsın', 'neden yapamayacakmışsın ki, neyin eksik', 'benim oğlum/kızım isterse yapar' gibi kişiliğe ya da yapısal özelliklere yönelik vurgular yerine, tutum ve davranışlarına yönelik olmalıdır. Örneğin, 'bu işin neresinde zorlanıyorsun, sence alternatif çözüm yolları neler olabilir, bir önceki denemede neleri yanlış yapmış olduğunu gözden geçirelim, bu sefer yeterince iyi yapamamış olabilirsin ancak bu yine yapamayacağın anlamına gelmez' gibi sözler odak noktasını davranış ve tutumlara yöneltir. Aynı zamanda çocuğun gösterdiği her çaba görülüp desteklenirse, önemli olanın performans değil, çaba olduğu çocuğa hissettirilebilir.

Hepimizin başarılı olduğumuzu hissetmeye ihtiyacı vardır. Kendimizi işe yarar ve etkin varlıklar olarak görebilmemiz ve kendimizden memnuniyet duyabilmemiz için gereklidir başarı. Dolayısıyla sorun başarılı olmayı istemek değil, başarıya olan aşırı vurgudur. Başarılı olmak belli davranışların doğal sonucu olmaktan uzaklaşıp, süreçten koparılıp sonuçla ilişkilendirildiğinde başarılı ya da başarısız olma durumu davranışın değil, kişiliğin bir parçası gibi görülmeye başlar. Unutulmamalıdır ki, başarısızlık da başarı gibi evrenseldir.

Nuray Tanyılmaz

Psikolojik Danışman-Psikoterapist

Kaynakça:

· Yrd. Doç Dr. Sevgi Özgüngör: 'Öz Bilinç, Olumsuz Değerlendirilme

Korkusu, Performans Odaklı Sınıf Algısı ve Not Yönelimi' Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi Yıl 2006 (1) 19. Sayı.

· Tony Humphreys: 'Çocuk Eğitiminin Anahtarı: Özgüven' Çev: Tanju Anapa, Epsilon Yay. 2001

Tarih: 
Salı, Kasım 15, 2011