Söz sizde

Almanya’nın düşündürdükleri - 2

Eğitim: Anadolu’dan getirdiğimiz sorun

Yurtdışında yaşayan Türklerin en büyük sorununun ne olduğu sorusu kimi zaman meşgul eder beni. Malûm sorunlar az değil: sağlık, işsizlik, yaşlılık, emeklilik, eğitim, vasıfsızlık, borçluluk, köksüzlük, ayrımcılık, ırkçılık...

Dostlarımla yaptığım sohbetlerde eğitim sorunu her zaman en ivedi sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bu hususta hemfikir olduğumuz söyleyebilirim. Akademik kariyer sahibi birer insan olarak, ya da söyle söyleyeyim, birer akademiker olmamıza rağmen halktan kopmamaya özen gösteren bir kesimin üyeleriyiz bizler. Vasıflandıkça ya da yüksek payeler aldıkça gönlü sadeleşen insanlar olmaya özen gösterdik her daim. Çoğumuz bir şekilde eğitim alanında görevliyiz bu ülkede. Bu alanla uzaktan yakından ilgisi olmayanlar da hiç değilse babalık ya da annelik vasıflarıyla eğitimin bir şekilde içinde.

Almanya’da yaşayan bizlerin eğitim sorununa öncelikle el atmaları gerektiği apaçık ortada. Zira ancak bu sorununun aşılması durumunda keza çözüm bekleyen diğer sorunlar da daha kolay aşılabilir birer niteliğe kavuşacaktır. Yani bu sorun bir nevî anahtar özelliğine sahip.

Şöyle bir değerlendirme yapalım tarihsel süreç dahilinde. Nereden kaynaklanıyor bu mesele? Neden eğitim düzeyi yaşadığımız Avrupa ülkeleri ortalamasına göre daha düşük seviyede biz Türkler arasında? Aslında Avrupa Türkleri arasında gözlenen bu eğitim açığı ülkeler bazında da düşük. Ama bunun gerekçelerindeki nitelik farklı. Bir kere Türkiye’den kalkıp Avrupa’ya gelen insanların neredeyse tamamının ekonomik nedenlerle geldiğini ve bunların büyük bir bölümünün geldiklerinde anayurtlarında henüz yerleşik düzene geçmiş eski göçerler olduğunu unutmamalıyız.

1961 yılında Avrupa istikametinde başlayan Cumhuriyet dönemi göç hareketi, aslında temelinde kalıcılığı barındırmıyordu. Alman devletinin çaresizliği, basiretsizliği ya da yanlış hesaplar yapması, gelen göçmenleri oluşturan portföyün niteliğini, dolayısıyla da onun içinde yer alan insanların kaderini tayin etti bir anlamda.

At pazarında alışveriş yapan tüccar edasıyla insanları seçip alan ülkelerin zihniyeti, anlaşılan uzun vadede doğacak sorunları zamanında kestirememişti. İyi eğitimlileri sistem dışı bırakılan ve kendilerine istihdam olanağı sunulmayan insanlar, Türklerin Avrupa’da 90’lı yıllara değin özlemini duyduğu neredeyse namevcut kesimin bireyleriydi.

Örneğin Almanya’yı ele alalım. Ülke demografik anlamda yıllardır erime sürecinde iken bile, bir göç ülkesi olduğunu kabul etmeyerek toplumsal sorunları tetiklemiş, paralel toplumlar gerçeğini mütemadiyen gündemde tuttu. Acı ama tek teselli, bu hatanın sadece Türkiye’den gelen göçmenler bağlamında değil, aynı zamanda Yugoslavya, İtalya, Yunanistan, Portekiz gibi ülkeler bağlamında da yapılmış olması. Gelenler ne denli güçlü kuvvetli ama sahipsiz ve işçi ruhlu ise o denli vasıflıydı Almanya’da yaşayacağı süreç için.

Diyaspora adabı, geleneği ve düzeneğinden yoksun Türkler bir an önce eğitim açığını kapatıp özlemini duyduğu akademiker kesimin konsolide olmasını sağlamalıdır. Bu anlamda geçilmesi gereken daha çok siyasî, hukuksal, toplumsal, parasal ve teknik badireler var.

Yücel Sivri

Tarih: 
Pazartesi, Mayıs 3, 2010