Söz sizde

Acı veren tercih

Türkçe’de 'tercih etmek' yeğlemek, farklı seçenekler arasında yapılan sıralama manasına gelir. Tercihiniz farklı olan iki şeyden birini seçme olacağı gibi ikisini birden seçme fakat birine öncelik verme şeklinde de olabilir. Yahutta çok farklı seçenekleri de sıralayabilirsiniz. Yani birini tercih etmeniz diğerini istemediğiniz ve tercih etmediğiniz, soyutladığınız manasına gelmiyor. Tercih edilenin önem sıralamasını belirleyen bu husus her zaman sabit kalmayabilir, tercihlerdeki sıralamanın değişmesi de doğaldır.

Dil terminolojisinin güncel yaşamda algılanması ona manalar yüklenmesi de kişiler ve toplumların sosyal, ekonomik, kültürel yapısı ile ilgilidir. Türk toplumunda tercih etmek genelde iki veya daha fazla farklı olan şeyden birini seçme şeklinde algılanmaktadır. Yani tercihte gri tonlarımız pek te mevcut değildir.

Küçükken lokantaya gittiğimde (o zamanlar için çok lükstü) döner yerken yanında Adana kebap yiyememek bana hep acı verirdi. Çünkü ikisini karıştırıp bir menü olarak sunulma alternatifinin olmaması sizi tercih etmeye zorluyor. Döneri tercih etmekle Adana kebaba ihanet etmediğim gibi, başka bir gün de döneri tekrar tercih edeceğim manasına da gelmiyor. Döner - kebab kardeşliğinde bir menünün sunulması da bu sorunun pratik çözümü.

Futbol takımı tutmakta verilen tercihten dönmenin imkansız olduğunu gösteren farklı

bir örnektir. Ben doğarken Beşiktaşlıydım, Fenerliydim... denilmesi fanatikliğin ötesinde tercihinin tek doğru olduğunu ispatlamaya çalışmaktır.

Çocukken karşılaştığınız 'anneni mi yoksa babanı mı çok seviyorsun?' sorusunu hatırlayınız. Hemen vereceğiniz cevap ikinizi de. Fakat soruyu soran illa ki ikisinden birini tercih et diye ısrar edince çocuk sıkılır biraz da kızarır, tekrar ikisini de dedikten sonra sessiz olarak annemi ya da babamı der. Bu tercihte içine sindirilmiş bir tercihten öte çaresizlik içinde verilmiş genelde de iradi olmayan bir dilemedir.

Yakın tarihimizdeki siyasi zorlamaların toplumumuzda ne kadar derin yaralar açtığını,

günümüzde yaşadığımız bir çok problemin kaynağını teşkil ettiği konusuna girersek konu amacının dışına çıkacak ve Türkiye eksenli olacaktır.

Yurtdışında ilk göçümüzde çaresiz tercihimizi yapmak zorundaydık. Ya Almanya’ya gidecek ailenin hayatını kurtaracak, ya da Türkiye’de fakirlikle mücadele edecektin.

Almanya’yı tercih ederken, yanında gurbeti, özlemi, vatan hasretini de yanında götürüyordun. Yani tercih ederken acı çekmek ve her izine gelişinde aynı acının tekrarlanması.

Almanya’ya gelen ilk kuşak Almanya’nın ekonomisinin dışında hiç bir şeyi tercih etmediğinden, bir çok tercihini Türkiye’de bıraktığından Almanya’nın yerlisi olamamıştır. Bu durum ikinci kuşakta da değişim gösteriyor mu? İkinci kuşak köyünün pınarını özlüyor mu? 3.nesil pekmezle tahin yiyebilecek mi? Karpuzla peynirin kombinasyonu hafizasında nasıl canlanacak? Peki hala bunların tercihle ne ilgisi var?

Bunları da başka bir yazıda ele alalım. Ya da cevabını biliyorsanız, yorumlarınızı maille ulaştırabilirsiniz?

Yavuz Gündoğdu

yavuzguendogdu@yahoo.de

Tarih: 
Pazar, Mayıs 15, 2011