Misafir kalem

Geçmişten geleceğe Almanya’daki Müslümanlar

Giriş

Bu yazıda Almanya´da yaşayan Müslümanlar ve onlara din hizmeti veren  cami dernekleri ve bu derneklerin bağlı oldukları çatı teşkilatlarının durumu ve gidişatı toplumsal-siyasi gelişmeler perspektifinden 1960´lı yıllarda Almanya´ya işçi olarak geldikleri ilk dönemden günümüze  Türkiye´de gelen Müslümanlar özelinde incelenecek.  Gelecek nesillere ve zamanlara yönelik Almanya´da yetişen nesillerin durumu analiz edilmeye geleceğe yönelik proyeksion, bir nevi geleceğe yönelik toplum mühendisliği yapılmaya çalışılacak, bu nesillerin cami cemaatlerini teşkil ettiği zamanlarda cami dernekleri ve bu derneklerin bağlı oldukları çatı teşkilatlarının mevcut yapılarıyla din hizmeti verip veremiyecekleri konusu irdelenmeye çalıșılacak. Kısacası Almanya´da Müslümanların durumu ile ilgili geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe bir ufuk turu denemesı yapılacak.

Birinci Nesil Perspektifi 1961-2000 yılları arası

1961 yılında Türkiye Almanya arası misafir işçi alımıyla Almanya tarihinde ilk defa yüksek sayıda Müslüman misafir işçi Almanya´ya gelmeye başladı. Yapılan ilk planlamalarda Almanya´ya gelen Müslman yabancı işçilerin daimi olarak Almanya´da kalmaları öngörülmeyip, gelen işçilerin „Rotationsprinzip“ denilen üç yıl sonra geri gönderilip, onların yerine yeni yabancı işçiler gelmesi öngörülmüştü. Ancak bu öngörüde, tabiri caizse evdeki hesap çarşıya uymadı, gelen yabancı işçileri istihdam eden Alman sanayi kuruluşları yüksek verim aldıkları yabancı işçilerin belirli bir süre sonra ülkelerine geri dönme fikrininin ekonomik olmadığını öne sürerek, onların daimi olarak Almanya´da kalmalarını talep ettiler. Bunun üzerine ilk etapta ailelerini memleketlerinde bırakan ,misafir işçiler kısa sürede eş ve çocuklarına Almanya´ya getirmeye başladılar. Max Frisch´in söylediği „biz işgücü istedik, onlar insan yolladılar“ gerçeği işte bu süreçte ortaya çıktı.

Bu süreçte Almanya´ya misafir işçi olarak gelen vatandaşlarımız bekar yani aile bireylerini memleketlerinde bırakarak geldikleri ilk dönemde, Cuma ve Bayram namazlarını beraberce kılmak için mekan arayışında organize olmaları gerektiğini anladılar ve ilk yıllarda çalışmakta oldukları büyük sanayı kuruluşlarının ihdas ettikleri salonlarda beraber ibadet etme imkanına kavuştular. Daha sonraki

Vatandaşlarımızın eş ve çocuklarını yanlarına getirmeleriyle birlikte işverenlerinin ihdas ettikleri salonların ibadet harici dini ihtiyaçlarını gidermek için yeterli olmadığı anlaşıldı. Bu nedenle Almanya´ya getirdikleri eş ve çocuklarınada dini ibadet ve eğitim vermeye elverișli mekanlar aramaya ve cami dernekleri kurmaya başladılar. İlk dönemde birbirinden bağımsız bireysel olarak kurulan cami dernekleri, daha sonra anavatanımızdaki dini ve siyasi alandaki toplum yapısı paralelinde Almanya çapında çesitli çatı örgütleri altında organize oldular. 60´lı yılların sonları ve 70´li yıllarda Milli Görüş, İslam Kültür Merkezleri Birliği, Türk Federasyonu ve bazı cemaatlar çatı örgütleri kurarak, Almanya çapında örgütlendiler. 1970´li yıllarda bazı Başkonsolosluklar nezdinde Din Hizmetleri yada Sosyal Hizmetler Ataşeliği nezdine din hizmetlerine katkıda bulunan devletimiz 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra 1980´li yıllarının ortasında T.C. Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı öncülüğünde Diyanet İşleri Türk İslam Birligi (DİTİB) kuruldu ve kısa zamanda Almanya´da Müslümanlara din hizmeti veren en büyük kuruluş olarak teşkilatla kervanına katıldı.

Çoğunluğu Türkiye´den gelen, birinci nesil tarafından kurulan ve çeşitli çatı örgütleri altında teşkilatlanan, büyük bir bölümü hizmet binalarının mülkü satın alınmış ve borçlarını ödenmiş çami derneklerinin durumuna 2016 yılında bakıldığında, anavatanlarında sosyalleşmiş, yetişkin birer delikanlı olarak, çoğu anadolu kırsal bölgelerinden gelen, Almanyaya geldiklernde Almancayı öğrenmeleri ve Amanya´yı tanımaları için özel bir gayret gösterilmeyen birinci nesil Müslüman misafir işçiler, kurdukları cami dernekleri sayesinde Federal Almanya Anayasası´nın temel hak ve hürriyetler bölümünde teminat altına alınmış bireysel din hürriyeti  alanından haklarını, belkide böyle bir haklarının olduğunun farkına varmadan, büyük ölçüde kullandılar.  Birinci nesil Müslüman yabancı ișçiler Almanya çapında kurdukları  üçbine yakın cami derneği ile takriben her 1500  Müslümana bir ibadet mekanı açarak, bireysel din hürriyeti çerçevesindeki dini ibadet mekanı alanında Hıristiyan bir ülke olan Almanya´da kiliselerin asırlar boyu geldiği düzeye çok kıse sürede gelme üstün bașarısını gösterdiler.  Önemli bir bölümü hakkın rahmetine kavuşan birinci nesle bu hizmetleri için şükranlarımızı sunar, vefat edenlere Allah´tan rahmet dileriz.

İkinci – Üçüncü Nesiller 2000-2020 Yılları

Almanya´da Müslümanların durumuna, Almanya´ya Müslüman Türkiye´den misafir işçi göçünün başladığı 1961 yılından yarım asırdan fazla bir süresnin geçtiği 2016 yılında bakıldığında bireysel din hürriyeti çerçevesinde din ibadeti alanında kiliselerin geldiği düzeyin yakalanmış olunmasının yeterli olmadığı, kurumsal din hürriyeti alanında hakların alınması aynı başarının elde edilemediği herkesin kabul ettiği bir realitedir.

„Eingetragener Verein (e.V.) -  kayıtlı dernek“ statüsündeki cami dernekleri ve bağlı oldukları aynı statüdeki çatı örgütleri mevcut hukuki statüleri ile okullarda Federal Almanya Anayasa´sının 7.3. maddesine uygun İslam din derski okutma, Almanya Üniversitelerinde İslam ilahiyatı bölümleri açarak,  İslam ilahiyatcısı ve İslam din dersi öğretmeni yetiştirme, Müslümanlar için Müslüman mezarlıklar açma, Müslümanların dini ve kültürel ihtiyaçlarını dikkate alan sosyal hizmetler üretme, şehir planlamasında Müslümanların ihtiyaclarının dikkate alınması, Müslümanların da vergisini verdiği resmi radyo ve televizyon danışma kurullarında Müslümanları temsil kıcasası şimdiye kadar resmen dini cemaat olarak kabul edilmiş Hıristiyan ve Yahudilerin devlete karşı temsil edildiği alanlarda Müslümanları temsil etmeye yeterli olmadığı devletin ve Müslüman kurulușların kabul ettiği bir durumdur.

Buna rağmen Müslümanların kurumsal din hürriyeti alanındaki haklarının verilmesi alanında 2000´inli yılların ortalarından itibaren önemli gelişmeler olmuştur:
1) 2003 yılında Eyaletler eğitim Bakanlarından oluşan Federal Almanya Eğitim Bakanları Konferansı literatüre „Weimarer Deklaration – Weimar Deklarasyonu“ olarak geçen ve Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder tarafından da imza altınan kararlarında Almanya´daki okullarda anayasaya İslam din dersinin okutulması ve bunun için gerekli çalışmaların yapılmasına karar vererek, okullarda  İslam din dersi okutmanın olmazsa olmaz şartı olan Müslümanları temsil edecek „Religionsgemeinschaft – Dini Cemaat“ oluşturması sürecinin önü açılmıștır.

2) Resmi okullarda İslam din dersinin okutmak için prensip kararı alınmasın en önemli șartı olan „Religionsgemeinschaft – Dini Cemaat“ oluşturmanın yanında üniversitelerde İslam İlahiyatı bölümlerinin açılarak buralarda İslam din dersi okutacak öğretmenler yetiştirmenin önü açılmıştır. Nitekim „Weimar Deklarasyonunun“ yayınlandığı aynı yıllarda Frankfurt Goethe Üniversitesinde  T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı ile Frankfurt Goethe Üniversitesi „İslam Dini Vakıf Kürsüsünü“ kurmuşlardır. Daha sonraki yıllarda Almanya´daki üniversitelerin gelecek planlamasında önemli rol oynayan „Wissenschaftsrat – Bilim Konseyi“ Almanya´daki üniversitlerde İslam İlahiyati bölümlerinin açılması ve bu bölümleri Müslümanları temsil edecek „Religionsgemeinschaft – Dini Cemaatler“ oluşturulana kadar, denetleme yetkisi kullanacak, Müslüman çatı örgütleri ve konu uzmanlarından oluşan „Beirat -danışma komisyonu“ oluşturulmasını önermiştir. „Wissenschaftsrat – Bilim Konseyi´nin“ bu önerisinden sonraki yıllarda bu alanda önemli gelişmelefr olmuş ve Almanya´daki dört merkezde, Frankfurt/Gießen, Osnabrück/Münster, Erlangen ve Tübingen üniversitelerinde İslam ilahiyatı bölümleri açılmıstır.
3) Okullarda eğitim ve bu çerçevede okullarda din dersi okutma eyaletlerin hükümranlık alanında olması nedeniyle eyaletleri kendi şartları çerçevesinde son yıllarda İslam din dersi okutmak için çeşitli arayışlara girdiler. Aşağı Saksonya, Hamburg ve Schleswig gibi kuzey Almanya eyaletleri  Şura ve DİTİB, Almanya´da Müslümanların en yoğun olduğu Kuzeyren Vesfalya Eyaleti adeta Federal Anayasa Hükümlerini askıya alan geçici yasa çıkararak, KRM ve Faslı Müslümanlar temsilcilerinden oluşan „Beirat – danışma konseyi“ ile okullarda İslam din dersi okutma modelini benimserken, Hessen Eyaleti İslam din dersi yuvarlak masa toplantısı oluşturarak eyalet hükümetinin davet ettiği Müslüman çatı örgütlerinden İslam din dersi için muhatap arayışına girmișir. Bu arayışın sonunda DİTİB Hessen Eyalet Birliği ile Ahmediya Cemaati birbirinden bağımsız dini cemaat olarak kabul edilimiș ve 2013-2014 dersyılı itibariyle okullarda kendi sorumluluklarında Federal Anayasası´nın 7.3. maddesine İslam din dersi okutmaya başlamıșlardır. Bavyera, Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinden kendi şartları çerçevesinde okullarda İslam din dersi okutma çalışmaları halen devam etmektedir.
4) Federal Hükümet son üç dönemdir Müslüman Çatı örgütlerin temsilcileri, uzman şahsiyetler Eyaletler ve Federal Hükümet temsilcilerinin davet edildiği İslam konferansı oluşturarak Müslümanlarla içgüvenlik, imamların eğitimi, İslam din dersi gibi alanlarda işbirliği zemini oluşturmaya çalışmakta ve son dönem İslam konferansında sosyal kurumlarda manevi telkin ve „muslimische Wohlfahrtspflege – Müslüman sosyal hizmet kurumu“ ağırlıklı konular olarak ele alınmaktadır.

 

Dört ana maddede ele alınan bu gelişmeler okullarda İslam din dersi okutmak, Müslümanlara yönelik sosyal hizmet üretecek taşıyıcı kurumlar „Muslimischer Wohlfahrtverband“ oluşturmak için gerekli olan „Religionsgemeinschaft – Dini Cemaat“ ve bunun bir ileri safhası olan „Körperschaft des öffentlichen Rechts (KdöR) – Kamu Tüzel Kişiliği“ statüsü alması konusunda siyasi iradenin var olduğunu ve bu süreci bir devlet politikası çerçevesinde yürütmek için üzerine düşeni yaptığını göstermektedir.

Müslümanları devlete karşı temsil edecek „Religionsgemeinschaft – Dini Cemaat“ ve bunun bir ileri safhası olan „Körperschaft des öffentlichen Rechts (KdöR) – Kamu Tüzel Kişiliği“ statüsü alması sürecine Müslüman çatı örgütleri perspektifinden bakarak Müslüman çatı örgütlerinde aynı iradenin varıp olup olmadığı bu süreçte neler yapması gerektiğini anlayıp anlamadıkları sağlıklı şekilde analiz edilmelidir.

Almanya´da yaşayan Müslümanların 2/3´den fazlası Müslüman Türk asıllı Müslümanlardan oluşması nedeniyle bu süreçte Müslüman Türk çatı örgütleri kilit rol oynayacaktır. Bu nedenle bu çatı örgütlerimizin süreci iyi okumaları, analiz etmeleri ve yönetmeleri gereklidir.

İlk bölümde Almanya´da Türk Müslüman çatı örgütlerinin oluşumu anavatanımız Türkiye´deki dini ve siyasi alandaki toplum yapısının önemli rol oynadığı belirtilmişti. Bu etkileşim çatı örgütlerimizin başta genel merkezleri olmak üzere idari kadrolarının oluşumundada önemli rol oynamakta ve idari kadrolardaki kilit pozisyonlara Almanca bilmeyen, Almanya´yı yeterince tanımayan, Almanya´daki gelişmeleri daha çok Türkiye perspektifinden değerlendiren ve böylece  Müslümanları devlete karşı temsil edecek „Religionsgemeinschaft – Dini Cemaat“ ve bunun bir ileri safhası olan „Körperschaft des öffentlichen Rechts (KdöR) – Kamu Tüzel Kişiliği“ statüsü alması sürecini yönetmede gerekli hassasiyeti göstermede ve manevraları yapmada zorlanacak yöneticilerin gelme ihtimali vardır.

Bu süreci menfi olarak etkileyen diğer bir realite ise Müslümanların geldikleri ülkeler ile Almanya arasındaki „Staatskirchenrecht“ denilen din devlet hukuku alanındaki sistem uyuşmazlığıdır. Almanya din devlet hukukuna göre Almanya sekuler bir devlettir. Dolayısıyla Almanya´da cemaati olan dinlerin içeriğini devlet değil o dinlerin mensuplarını  temsil eden dini cemaatler  tesbit ederler. Aynı şekilde Almanya din devlet sistemi, yabancı bir devletede Almanyada cemaati olan bir dinin içeriğini tesbit etme yetki ve müsadesi vermemektedir. Bu sisteme göre Almanya´da din hizmetleri ilgili dinin cemaatini temsil eden dini cemaat tarafından organize edilir. Kurumsal din hürriyeti alanındaki hizmetler ise ilgili dini cemaati temsil eden, dini cemaat devlet, yani hizmet devletin hangi alanının (federal, eyalet hükümetleri, yada mahalli idareler) hükümranlığına giriyorsa devletin o alanıyla ayni göz hizasında pazarlık yaparak, istişare ederek geliştirilir.

Almanya´da yaşayan Müslümanların geldikleri ülkelerde ise sosyal ve dini hizmetler genellikle o ülkenin merkezi anayasal kurumları tarafından geliştirilir, organize edilir, vatandaş ve vatandașların kurduklari sivil toplum örgütleri o hizmetlerin müşterisi olur. Dolayısıyla vatandaşların kurduğu sivil toplum örgütleri ile devletin, yada devletin ilgili kurumları ile bir masaya oturarak aynı göz hizasında dini ve sosyal hizmetler üretmesi sistemi Türkiye´de bilinen ve uygulanan bir model değildir. Almanya faaliyet gösteren Müslüman çatı örgütlerinin bir bölümünün merkezlerindeki idari kadroların kilit pozisyonlları teșkilinde yukarıda belirtilen  şekilde Türkiye´deki dini ve siyasi alandaki anlayıșın rol oynadığı varsayımında bu çatı örgütlerinde Almanya din devlet sisteminden çok Türkiye´deki din devlet ilișkisi felesefesine göre hizmet eden ve bu felsefe gereği Türkiye´den gelen direktifleri  Almanya din devlet modeliyle uyuşup uyuşmadığını  analiz etmeden „emir demiri keser“ zihniyeti ile uygulamaya çalıșan, öte yandan kurumsal din hürriyeti alanında çalışan devletin devletin ilgili kurum ve kurulușları ile o alanıyla ayni göz hizasında pazarlık yaparak, istişare yapmada zorlanan bir idari yapı olușması muhtemeldir.

Bu anlayıștaki idari kadroların Almanya´da yetişmiș, Almancayı son derece iyi bilen ve Almanya din devlet sistemini kavramış Müslümanların kurumsal din hürriyeti alanındaki haklarını alma konusunda hizmet etmeye çalıșan önemli bir bölümü Müslüman çatı örgütlerine hizmet ederek kendilerini yetiștirmiș entelektüellerin gayretlerini üretmeye çalıștıkları hizmetlerin önemini ve mahiyetini anlamakta zorluk çekebilmekte Almanya´da Müslümanların kurumsal haklarını almak alması için elzem olan Müslüman çatı örgütlerinin dini cemaat ve kamu tüzel kișiliği statüsü alarak devletin muhatabı olma sürecini yavașlatabilmektedir.

2016 yılı perspektifinde Almanya´da yaşayan Müslümanların durumunu kısa özet halinde toparlamak gerekirse, Almanya´ya gelen birinci neslin, Almanya´da Müslümanların yoğun olarak yaşadığı her yerleşim bölgesinde cami dernekleri kurarak, bireysel din hürriyeti alanındaki haklarını almışlardır. 2000´li yıllardan bu yana çami dernekleri, merkezi çatı örgütleri ve onlara bağlı eyalet teşkilatlarının idari kadrolarında yeni yeni göreve gelen ikinci ve üçüncü nesiller ise yukarıda izah edilen kurumsal hakları almada yeterince merhale katedememișler, ancak Alman devletinin almış olduğu ilkesel kararlarında destek ve etkisiyle kurumsal hakları almanın kapısını aralama başarısı göstermişlerdir.

Gelecekte – Üçüncü ve Daha Sonraki Nesiller Döneminde Müslümanların Almanya´daki Konumu ile Düşünceler

Yazının üçüncü ve son bölümünde ise istikbalde yani gelecek nesillerin Almanya´daki cami cemaatini teşkil edeceği, çami dernekleri, merkezi çatı örgütleri ve onlara bağlı eyalet teşkilatlarının yönetimlerini ele alacağı dönemlerde Müslümanların ve Müslümanları temsil eden teşkilatların konumlarının ne olacağı konusu analiz ve tahmin edilmeye çalışılacaktır.

Bunun için bugün Almanya´da yaşayan Müslümanların nesiller boyu sosjolojik yapısını analiz etmek, bilhassa yeni doğan ve yetişen dördüncü ve beşinci nesilleri faha yakından analiz edip onların gelecekte çami cemaatlerini teşkil edecekleri dönemde Müslümanların durumu ve konumu irdelenmeye çalışılacaktır.

Türkiye´de sosyalleşen, yetişkin birer delikanlı olan birinci nesil yabancı işçiler ömürlerini geçirdikleri Almanya´da kendi aralarında daimi olarak Türkçe konuşmuşlar, anavatanları Türkiye ile bağlarını devamlı surette sıkı tutmuşlardır. Cami derneklerinde görev yapan genelde Türkiye´den gelen ve Türkiye´deki üniversitelerde İslam ilahiyati eğitimi görmüş ve sosyalleşmiş din görevlileri birinci neslin cami cemaatlerini teşkil ettiği dönemlerde son derece başarılı din hizmeti vermişlerdir.

Önemli bir kısmı Türkiye´de doğmuş ve kısmen Türkiye´de sosyalleşmiş, az bir kısmı Almanya´da anaokuluna gitmiş ikinci nesilde genelde kendi arasında Türkçe konuşmakta, anavatanları Türkiye ile bağlarını sıkı tutmakta ve cami deneklerinde görev yapan din görevlileri ile ciddi bir iletişim sorunu yaşamamaktadırlar.

1990´lı yıllar itibariyle Almanya´da doğup büyüyen yeni nesillerin (3. Neslin) Alman toplumuna tam olarak entegre edilmesi ve eğitimde şans eşitliği ilkesi benimsendi. Bunun sonucu üçüncü nesil genelde anaokulu eğitimi görmekte ve ilkokul öğretimine dersleri rahatlıkla takip edecek Almanca ögrenerek başlamaktadır. Almanya´daki anaokulları genelde tek dilli olması ve buralara devam eden çocukların ana dillerini korumaları için gerekli tetbirlerin alınmaması, velilerin çocuğum bir an önce (ilkokul öğretimi başlamadan) Almanca öğrensin telaşıyla evlerindede çocukları ile Almanca konuşmaya çalışmaları nedeniyle sonderece önemli olan anadilleri Türkçe´yi tam öğrenemeden unutma durumuyla karşı karşıyadırlar. Anaokullarında eğitim gören çocuklar yaşları ne olursa olsun, kendilerine daha kolay geldiği için, kendi aralarında genelde Almanca konuşmaktadırlar. 

Bu nesil, içerisinde bulunduğumuz 2010´lu yıllarda cami derneklerinde din eğitimi gören nesildir.  Cami derneklerinde, hala daha çok Türkiye´den gelen ve Türkiye´deki üniversitelerde İslam ilahiyati eğitimi görmüş ve sosyalleşmiş din görevlilerinin görev yaptığını varsayarsak, yukarıda izah edilen eğitim politikaları çercevesinde anadilleri Türkçeyi öğrenmeye fırsat ve imkan bulamadan adeta anadili gibi Almnca öğretilen ve bunun sonusu kendi aralarında Almanca konușan bu nesiller ile lisanen anlașamıyacakları, kültürel olarak ve duygusal olarak birbirlerine yakın hissetmiyecekleri için verilen din dersinden beklenilen randımanın alınamıyacağı ve bu çocukların daha çok ebeveynlerinin baskısıyla camilerde okutulan derslere devam ettikleri așikardır. 

Kolay geldiği için kendi arasında Almanca konușan yukarıda söz konusu olan ve kısmen eğitimi tamamlamıș üçüncü neslin (günmüzde yeni yeni eğitimie bașlayan) çocuklarının yani dördüncü ve daha sonraki nesillerin durumları daha da vahimdir. Kolay geldiği için kendi aralarında Almanca konuşan 3 neslin  çocukları (4.- 5. nesiller), muhtemelen çocukları ilede ana okulları öncesi dönemde Almanca konuşacak, ana okuluna neredeyse Almanca öğrenmiş olarak başlayacak ve böylece ebeveynlerinin, dedelerinin, ninelerinin ana dili olan Türkçeyi hiç konuşma imkanı bulamadan adeta anadili Almanca olan bir çocuk gibi okul eğitimine başlayacaktır. Kısacası, açil olarak gerekli tetbirler alınmazsa, gelecekte Almanya´da yetişen Türk nesilleri, sadece eğitimde değil hayatlarının her merhalesinde Türkçe konușma fırsatı bulamayacak, böyleye Türkçe´nin yerini Almanca alacak, yani Almancayı anadil gibi görecek ve konuşacaklar, Türkçeyi ise saedece bir yabancı dil gibi görecekler. Bu değişim muhtemelen çocklarımızın uyum değil daha çok Alman toplumuna asimile sürecini hızlandıracak, çocuklarımızın duygu, aidiyet ve kimlik süreci gelişiminide menfi yönde etkieyecek, çocuklarımız zamanla kendilerini duygusal olarak Türkiye´den çok Almanya´ya yakın  hissedecek, Türk kimliğinden daha çok Alman kimliği ile öne çıkacak, Türkiye ve Türklere karșı  kendisini uzak hissedecek, Türkiye´yi yılda bir tatil yapılan İspanya, İtalya gibi bir ülke statüsünde görecek.

Gerekli tetbirler alınmazsa böyle yetişmesi mukadder olan bu nesle nasıl din hizmeti verilebileceği konusunda bu günden kafa yorulmalıdır. Kolay geldiği için kendi aralarında Almanca konuşan üçüncü neslin Almanya´daki camilerin cemaatlerini teşkil ettiğinde, halen çoğunluğu Türkiye´den gelen ve Türkiye´deki üniversitelerde İslam ilahiyati eğitimi görmüş ve sosyalleşmiş din görevlilerinin böyle bir cemaatle lisanen anlaşamıyacağı, kültürel ve duygusal olarak empati kuramıyacağını ve bu nedenle onlara başarılı din hizmeti verilemiyeceği yukarıda Tesbit edilmişti.

Daha ileri gelecekte bu neslin çocuklarının, ana dillerini konuşma ortamı bulamadan, doğrudan Almanca öğrenen, kendilerini duygusal olarak Türkiye´den çok Almanya´ya yakın hisseden, Türk kimliğinden daha çok Alman kimliği ile öne çıkacak 4.-5. nesillerin cami cemaatlerini teşkil edecekleri dönemde, din hizmetlerinde durum daha vahim olacak, din hizmeti veren din görevlisi ile cemaat lisanen birbirini anlayamacaktır. 

1970´li yıllardan günümüze kadar Almanya´da din hizmeti genelde Müslümanların geldiği ülkelerin dillerinin konuşulduğu, geldikleri ülkelerin sosyal, siyasi ve cemaat yapısının yansıması nedeniyle aynı Müslüman ülkeden birbiriyle rekabet içerisinde faaliyet gösteren çatı örgütleri ve kendilerine bağlı çami dernekleri tarafından verilmektedir. Türk çocukları  özelinde 3.-5. nesiller için yapılan tesbit ve öngörüler, diğer Müslüman çoğrafyalardan gelen nesiller içinde geçerli olacağı varsayılması durumunda ve bu nesillerin camii cemaatini teşkil edecekleri zaman geldiğinde,  bu yapıdaki cami dernekleri ve bağlı bulundukları çatı örgütleri, din görevlieleri cemaat yapısı ile uyumlu olmayacak ve sağlıklı din hizmeti veremiyecektir. Bu güne kadar olduğu gibi gelecektede Almanya´da yașayan Müslümanlara geldikleri ülkenin dilini, Türkiye özelinde Türkçe din hizmeti verilmesi isteniyorsa, bunun için gelecek nesillerin ana dili Türkçeyi unutmalarının önüne geçilmeli, bunun için gerekli tetbirler daha hamilelik döneminde, anne adaylarını bu konuda bilinçdirmeyle bașlamalı, doğumdan sonra anneler çocukları ile düzgün Türkçe konușarak irtibat kurmalı, anaokulllarında okula bașalmadan bir an önce Almanca telașıyla anadil Türkçe ihmal edilmemeli, okula bașladığında çocuklarımızın Türkçe anadil derslerine daimi olarak katılımları sağlanmalıdır. Din hizmeti veren derneklerimiz verdileri din eğitimi ve din hizmetlerini yeni yetișen nesillere hitab edecek șekilde organize etmeli, bu hizmeti verecek elemanlar ona göre eğitilmeli ve bunun için Almanya´daki eğitim veren İslam ilahiyatı merkezlerinde yetișen mezunlardan azami șekilde faydalanma yoluna gidilmelidir.

Gerekli tetbirler alınmaması durumunda, cemaat yapısındaki bu değişiklik Almanya´da alışılagelen Müslüman çatıörgütlerinin yapılarını ve geleceklerinide etkileyecek ve Almanya´da yetişen yeni nesiller atalarının hangi İslam coğrafyasından geldiği konusunda bir ayrım yapmadan muhtemelen ortak hareket ederek, kendilerine daha doğrusu kendi sosyolojilerine uygun din hizmeti verecek teşkilatlanma yoluna gideceklerdir. 

Sonuç

Müslüman Türk nesillerin bugünkü durum ve gidişatına bakılarak geleceğe yönelik ortaya konulmaya çalışılan bu senaryoya karşı Türk toplumunun alması gereken en önemli tetbir bir önceki bölümde belirtildiği gibi Almanya´da yetişen yeni nesillerin Türkçe ana dillerini unutmalarını acilen engellemek ve onların anadilleri Türkçeyi iyi konuşmalarını sağlamak gerekli çalıșmaları yapmaktır.

Bugün Müslümanlara din hizmeti veren cami dernekleri ve bağlı bulundukları çatı örgütleri gelecektede Almanya´da cemaatlerine yabancılaşmadan din hizmeti vermek istiyorsa, bugünden cemaatin sosjolojik değişkenliğini gözden kacırmamalıdır. Burada da alınması gereken en önemli tetbir, yıllardır devam eden cami derneklerimizde çocuklarımıza din eğitimi de veren din görevlilerinin çocuklarımıza yabancılaşması sürecinin önüne geçmektir. Bu yönde gerekli tetbirler alınmazsa, din görevlilerinin çocuklarımıza yabancılaşma süreci, zorunlu olarak din görevlilerinin din hizmeti verdikleri cemaatleri ile yabançılaşma sürecini bașlatır. Bu süreç iyi yönetilmez ise, cami dernekleri ve bağlı oldukları çatı örgütlerinin varoluș sebebini ortadan kaldırır.

Geçmişten günümüze kadar Almanya´da yaşayan Müslümanlara yönelik din hizmeti veren ve bunda yer yer başarılı olan cami dernekleri ve bağlı oldukları çatı teşkilatları gelecektede aynı başarıyla din hizmeti vermeye devam etmek istiyorlarsa bu yazıda bir denemesi yapıldığı gibi  Almanya´da yaşayan Müslümanların, yeni nesillerın nasıl bir sosyal/toplumsal değişim geçireceği iyi analiz etmeli verdiği hizmetleri, kendi hukuki/idari yapısını ve bu hizmetleri veren bașta din görevlileri olmak üzere personelini bu degişimlere göre revize etmelidir. Toplumun ve cemaatin sosjolojik yapısındaki  zaman boyu değişimlerin gereği yeni açılımlara hazır olmalıdır. Aksi takdirde „geç kalanı hayat cezalandırır“ mealindeki Rus atasözü gerçek olur. O zaman tabiat boşluk kabul etmez kanunu gereği, bugün Almanya´da yaşayan Müslümanlara yönelik din hizmeti cami dernekleri ve bağlı oldukları çatı teşkilatları tarih olur, onların yerini zamanın şartları ve Müslüman toplumun sosyolojisine uygun yeni oluşumlar alır. 


Dr. Hüseyin Kurt
Frankfurt Yabancılar Meclisi Üyesi

Tarih: 
Pazar, Şubat 28, 2016