Misafir kalem

Mustafa Can

Yunus Emre Kültür Enstitüsü Başkanı Mustafa Can, Misafir Kalem köşemizin bu sayıdaki konuğu. Yazıyı okumak için tıklayınız.

Kimin Günahı Var Bu Sonuçta....

‘ Elinde bir kalemi var..Çantasında bir de kitabı. Dilinde ve gönlünde Allah aşkı. Dağ havasından kopup gelen o ihtiyar yüksek binaların arasından beton armalara ve oradan da ırmak sırtından şehri ikiye bölen Ren nehrinin bilmem ne bölgelerinden gelen baygın suların üzerinden kaydırdı gözlerini. Bulutların tül perde olarak çerçevelediği şehre hayır dualarını okudu. İnsan kurmuştu bu şehri. Ama Allah için dua gerekli. Allaha sığınarak dua etmek istedi. Allah buradaki insanlara ve bütün canlılara acısın. Dualar döküldü dudaklarından... Şehrin ve şehir hayatının ezdiği insanlara dular okudu. Dom kilisesi çanını işittiriyordu ta uzaklara. Dan dan... Camii de olsaydı şu yakınında ve ezan sesi ile doluverseydi, diye geçirdi içinden... Ama mümkün değildi... Hayat ne kadar tuzak kurarsa kursun, Rab bir çıkış imkanı verir, diye geçirdi içinden... Hayat her şeye rağmen yaşanmaya değer... Adam nehrin kenarında oturmuş şimdi ile iki zamanı birlikte yaşıyordu. Dün yaşandı, hatıra olarak var. Yarın yaşanacak daha. O da hayal ve umut olarak... Adam yarım asrın yükünü dua ile hafifletiyordu.’

Son zamanların sosyal ve psikolojik araştırmalarını anlamaya çalışmak isteyenlerin en çok dikkatini çeken bir durum var ortada. İnsanlar yaralı. İnsanlar gelecekle ilgili karamsar. Kendilerinde var olan enerjilerinden uzakta durmaktalar. Doktor kapıları sayısız insanlara umut olmak durumunda. Türk insanı ilaçların sayısını hep unutmuştu. Şimdi de öyle. Yemek adabımız bozulmuş. Can boğazdan gelir, düşüncesi ne kadar bulursan, o kadarını ye! Şekline dönüşmüş.

Çocuklar okul yolunda tek başına... Yardıma muhtaç olduklarında arkalarında kimseleri ya yok ya da yetersiz. Hedefleri ya yok ya da kısa vadeli. Ya okulda kendilerine yol gösteren yok ya da inandırıcı olamıyorlar. Kimliksiz ve kişiliksiz bir insan sürüsü. Ne Almanya’ya yarar ne de buradaki Türk toplumuna... Kime faydası var bu insancıkların? Kim için varlar bunlar? Yarınlarınlara umutları olmayanların bu günü de perişan.

Yaşlıların arasındaki işsizlerin durumu yürekler paralayıcı. Emeklilerin hallerini kelimeler tasvir etmede yetersiz. Evlenen ve yuva kuranların bir kaç aylık ömürleri olmasının manasını kim açıklayabilir bana?

Görevlerini yerine getirmeyenlerin, haklarını alacakları gün gelir diyenlerin akıllarına şaşarım. Sen görevini yap ki hakkını alabilesin.

Üniversitelilerin gönüllerine göre tahsil yaptıklarını söylemek bile neredeyse zor. Sevinmemiz gereken oranda üniversitelimiz yok. Yaptıkları tahsilin gereği kendi toplumuna yardımcı olabileceğini gördüklerimizin sayısı bir elin parmakları kadar az.

Sanat ve sanat severlerimizin öncülük yaptıkları bir çalışma alanı bile yok. Kılavuzluk yapacak kadar gönüllülük nerdeyse ölü. Para ile kapatmışız kalp gözümüzü. Hayatın anahtarını yalnız paranın açmayacağını öğrenmeden bencilleşen bu sürüler...

Kanaat önderlerine bakınca da onların eli kolu bağlı gibi duruyorlar. Ne yaptıklarını kendileri tatmin edici buluyor, ne de karşısındakiler. Bölündükçe bölünmüşler. Kim ne yapıyor, Allah aşkına?

Avrupa’da yaşamanın nasıl mümkün olacağına dair yeni bir sayfa açılması gerekli. Yeni bir proje...Yeni birilerine ihtiyaç var. Gerçekeleri saklamadan konuşan, yaşanılanları çarpıtmadan yorumlayan birilerine muhtacız. İlmin yanında inançla yürüyenlere ihtiyaç duyuluyor. Sistemi tanıyanlara. Sistemi okuyanlara.

Kadınlarımızın elinden tutanlara...Onların analıklarını onlara tekrar hatırlatarak onların gönüllerini kazananlara. Evet son zamanların sosyo psikolojisi bozuk. Doktorların muayenehanelerini okumak isteyenlerin çok işi var. Kendi insanımızın halini en iyi tasvir eden yerler. Çocuklarımızın karnelerini okumak isteyen eğitim uzmanlarının da görevi zor. İşsizlerin durumunu okumak herkese düşer. Eve zamanında ekmek getiremeyenlerin bağırtısında, çocukların geleceğini garantiye alınmamasında yarın için yol göstereceklerin olmamasında kimin günahı büyük dersiniz?

Mustafa Can

Tarih: 
Salı, Ocak 27, 2009