Misafir kalem

Çocuklarımız hangi dili konuşuyor?


Çocuklarımızın Dili DeuKisch / TürManca Olmasın

Dil, toplumun sürekliliğini ve kültürün bir sonraki nesle aktarımını sağlamada en temel unsurdur. Düşüncenin belirleyicisi dil, dilin belirleyicisi ise toplumdur. Dil, kimliği; kimlik de milleti oluştur.

Almanya’da üçüncü kuşak Türkiye kökenli çocukların ana dili (Muttersprache) sorunları her platformda dile getirilmekte ve çözümler aranmaktadır. 2013 yılı yaz tatilinde Türkiye kökenli öğrencilere yönelik araştırma amaçlı Almanya’nın Duisburg, Köln, Düsseldorf, Essen şehirlerinde bir anket çalışması yaptık. Anket çalışmamız ağırlıklı olarak üçüncü kuşağın dil kullanımı üzerineydi.

Anketimize 11-13 yaş arası 89, 14-16 yaş arası 128, 17-19 yaş arası 74 ve 3’ü cevapsız olmak üzere toplam 294 kişi katılmıştır. Ankete katılanlardan 6’sı Hauptschule (Meslek Okulu), 198’i Gesamtschule (Çok Amaçlı Okul), 38’i Realschule (Orta Okul) , 31’i Gymnasium (Akademik Lise) öğrencisi olup 18 öğrenci ise okul bilgisi kısmını boş bırakmıştır. Ayrıca doğduğunuz yer sorusuna 288’i Almanya 6’sı Türkiye cevabını vermiştir.

Öğrencilerin %35,4’ü aile içinde Türkçe ve Almancayı karıştırarak konuşurken, bu oran arkadaş ortamında % 54,1’ çıkmaktadır. Hangi dilde kendinizi rahat ifade ediyorsunuz sorusuna Türkçe diyenlerin oranı % 27,2 iken Almanca diyenler %31, Türkçe Almanca karışık diyenler ise % 41,5 olmuştur. Türkiye’ye gittiğinizde akrabalarınızla rahat anlaşabiliyor musunuz sorusuna öğrencilerin % 20’si anlaşmada zorluk çektiğini belirtmiştir. Öğrencilerden %17,5’i Türkçe programları anlayamadıklarını %25’i ise kısmen anladıklarını ifade etmişlerdir. Öğrencilerden % 40’ı Türk ve Alman kanallarını birlikte seyrettiğini belirtirken sadece Alman kanallarını seyreden öğrenci oranı ise % 35,7’dir.

Öğrencilerin % 13’ü evde öğrendikleri Türkçenin kendileri için yeterli olmadığını düşünürken %54,4’ü ise yeterli olduğunu düşünmektedir. Türkçeniz nasıl sorusuna % 44,6’sı iyi, % 15’i ise çok iyi cevabını verirken; Almancanız nasıl sorusuna % 56,2’si iyi, % 25’i çok iyi demiştir.

Almanya’ya işçi göçünün başlangıcı 1961 olarak kabul edilirse aradan elli beş yıl kadar kısa bir süre geçmesine rağmen üçüncü kuşakta bu kadar ana dili sorununun ortaya çıkması tedirgin edicidir. Çünkü birinci kuşak mecbur kalmadıkça hala Almanca konuşmamakta hatta Almanca kendini ifade edememektedir. İkinci kuşakta da durum neredeyse aynıdır. Türkiye’den aile birleşimiyle gelen ikinci kuşak, Türkçe konuşmada hiç sıkıntı yaşamamaktadır. Almanya’da doğanların bazılarının annelerinin Almanca bilmemesi buna bağlı olarak da aile içinde sürekli Türkçe konuşulması onların Türkçelerini geliştirmiştir. Üçüncü kuşakta ise aile içinde %35, arkadaş ortamında %54 Türkçe ve Almanca karışık konuşulması normal değildir. Ayrıca kendini ifade etmede Almancayı tercih edenlerin oranının Türkçeyi tercih edenlerden yüksek çıkması da Türkçe yerine Almancanın iletişim dili olduğunun bir göstergesidir. Bu gruba girenlerin Türkçelerinin zayıf olması Türkçe programları anlamada sıkıntı çekmelerine neden olmaktadır.

Bu duruma rağmen 294 öğrencinin yarısı evde öğrendikleri Türkçenin kendileri için yeterli, % 45’i ise Türkçe seviyelerinin iyi olduğunu düşünmektedir. Bu oranlar işin ciddiyetinin farkında olunmadığını göstermektedir.

Öncelikle yapılması gereken ailelerin ve öğrencilerin bilinçlendirilmesidir. Ana dili iyi olan bir çocuğun ikinci bir dilin daha iyi ve kolay öğrenebileceği ailelere anlatılmalıdır. Türkçesinin ve Almancasının iyi olması; kendini rahat ifade edebilen, kendine güveni tam ve Almanya’ya katkı sağlayan gençlerin yetişmesine katkı sağlayacaktır.

Türkçe dersi pedagojik formasyona sahip Türkçe öğretimi konusunda eğitim almış öğretmenler tarafından verilmelidir. Seyahatim esnasında görüp burada özellikle belirtmek istediğim bir husus ise çeşitli vakıf ve derneklerin üyelerinin çocuklarına yönelik Türkçe dersleri vermeleridir. Bu iyi niyetle yapılmakta olan bir çalışmadır. Fakat bunun arkasındaki tehlikenin de farkında olunmalıdır. Dersi verenlerin çoğu Türkiye’de farklı alanlarda üniversite okumuş, aile birleşimiyle Almanya’ya gelmiş, Türkçe öğretimi konusunda bilgisi olmayan kişilerdir. Bu kişilerin kendi alanlarında öğrencilere faydalı olmaları sağlanmalı, Türkçe dersi Türkçe öğretmenleri tarafından verilmelidir. Aksi halde öğrenciler ve velilerde 'Nasıl olsa dernekte / vakıfta Türkçe dersi var, okulda Türkçe dersi almaya gerek yok.' düşüncesi oluşacaktır. Münih’te 2013 yılı öğretmenler günü toplantısında Konsolos Selçuk Eke’nin belirttiği üzere konsolosluk bölgelerinde bundan on yıl önce 120 Türkçe öğretmeniyle hizmet verilirken 2013 yılında bu sayı 38’e düşmüştür. Önlem alınmadığı takdirde Türkçe dersini seçen öğrenci sayısı, bağlı olarak da öğretmen sayısı hızla azalmaya devam edecektir.

Öneriler:

Türkçenin önemi her ortamda anlatılmalıdır. Türkçenin önemini anlatma işi sadece okullarda Türkçe öğretmenlerine bırakılmamalı; Almanya’da bulunan sivil toplum kuruluşlarıyla, Yunus Emre Enstitüsü’yle, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığıyla birlikte çalışılmalıdır. Özellikle çeşitli vakıf ve derneklerde bu konu gündeme getirilmelidir. 'Türkçem, Ana Dilim, Geleceğim TAG Ana dil Türkçe Koordinasyon Kurulu' bu konudaki çalışmalarını hızlı bir şekilde artırmalı ve tabana doğru yaymalıdır.

Velilere aile içinde çocuklarıyla konuşurken Türkçe ve Almancayı karıştırarak konuşmamaları gerektiği anlatılmalıdır. Çocuklarının Türkçe ve Almanca bilgilerinin eşit düzeyde gelişmesi için çocuklarda iki dili de karıştırmadan ayrı ayrı kullanmaları gerektiği bilincinin yerleşmesi sağlanmalıdır.

Türkçe dersinin ders saatinin artırılması ve sınıf geçmede etkili olması sağlanmalıdır. Türkçe dersine katılan öğrencilere konsolosluklar vasıtasıyla ödüllendirmeler yapılmalıdır.


Beytullah Bekar

Erciyes Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü / Kayseri – Türkiye

İletişim: beytullahbekar@erciyes.edu.tr

Tarih: 
Pazartesi, Nisan 21, 2014