Misafir kalem

Ahmet Davutoğlu’nun Köln konuşması

Almanya'da aşırı sağcı cinayetlere kurban giden vatandaslarımızın yakınlarını ziyaret etmek ve Almanyetkililerle bir araya gelmek üzere Almanya’ya gelen ve bu konuyla ilgili Almanya’da bir takım temaslarda bulunan Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun Köln’de Türk vatandaşları ile bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşmadan derlediğimiz özeti aslına sadık kalarak yayınlıyoruz.

Saygıdeğer kardeşlerim

Bu gün Kerbela şehitlerini anıyoruz. Kerbela’dakiler gibi susuz kalabiliriz. Ama bir şeyi asla yapmayız. Zulme boyun eğmeyiz. Başımızı feda ederiz ama gönlümüzdeki insan sevgisini feda etmeyiz. Baba ve dedeleriniz bundan 50 yıl evvel kutlu bir yolculuğa çıktılar. Burada çok zor şartlarda çalıştılar. Bedenleri yıprandı ama ruhları yıpranmadı. Sadakatlerinden bunca yıl hiç bir şey kaybetmediler. Sizler gittiği yere adalet götüren ve her zaman mazlumun yanında yer alan büyük bir milletin mensubusunuz. Buraya rızkını temin etmek üzere gelenlere zaman zaman gurbetçi dediler. Gurbet ellere namusuyla rızkını kazanmak için gelenlere sözüm şudur. Evet gurbetçi olabilirsiniz. Ama yalnız ve sahipsiz değiliz, olmayacağız. Değil mi ki, köklü bir tarihten besleniyoruz, o zaman yalnız olmayız olamayız. Şu bir kaç gün içerisinde buradaki vatandaşlarımızın gözüne baktığımda üzüntü gördüm ama yılgınlık asla görmedim.

Buradaki temas ettiğim muhataplarıma ırkçı terör şehitleri ile ilgili konuları açık bir şekilde konuştum. Meğer bu ırkçı terörün mağduru olan aileler ne zor acılara katlanmak zorunda kalmışlar. Bunlardan birisi olan Taşköprü ailesiyle görüşürken baba Taşköprü bana oğlunun kucağında can verdiğini söyledi. Bu ne kadar zor bir acıdır bir baba için. Aynı babaya bir de 'evladını sen mi öldürdün?' sorusu evlat acısından daha ağır bir acıdır. Şimdi vicdan sahibi olanlara soruyorum. 10 yıl boyunca evlat katili şüphesiyle dolaşan bir insanın acısını nasıl telafi edebilirsiniz? Keza Frankfurt’taki mağdurlardan Gönül hanımla da görüştüğümüzde aynı kahredici sorunun ona da sorulduğunu söyledi bize. 11 yaşındaki bir çocuğa baba katili zanlısı şüphesiyle defalarca DNA testi yapılıyor. Bu arada acaba burada bir ırkçılık var mı diye soran olmuyor.

Şimdi herkes için bir muhasebe vakti geldi. Alman muhataplarımız da aynı muhasebeyi yapıyorlar. Onlara burada doğan, buranın eğitimini almış, buranın dilini çok iyi bilen ve burayla hiç bir uyum sorunu olmayan ve babasını bu ırkçı teröre şehit veren Tülin’in sorduğunu ben de sordum. Bu çocuk daha ne yapsın ki, dışlanmasın? Daha ne yapsın ki, onu baba katili gibi görmesinler?

Eğitimim gereği Alman sisteminin ne kadar disiplinli olduğunu çok iyi biliyorum. Ancak bazı soruların cevabını bulamıyorum. Böyle bir ırkçı saldırı 10 yıl boyunca nasıl gizli kalabiliyor? Eğer buradaki Türklerle ilgili genel algı şu ise; 'bunlarda baba çocuğunu, çocuğu babasını rahatça öldürebilir' diye bir algı varsa, bunlar bu milleti tanımıyor demektir.

Tarih boyunca farklı etnik ve dini gruplarla huzur içerisinde bir arada yaşayabilen bir milletin fertleri olarak burada da aynı hassasiyeti gösterdiğinizi biliyorum. Ben de bu ölçü doğrultusunda burada bu ırkçı saldırıda hayatını kaybeden Yunan vatandaşının Alman eşini de kabul edip ona da vatandaşlarımıza verecek olduğumuz desteğin aynısını vereceğimizi söyledim. Onu bizim vatandaşımızdan farklı görmedim.

Bu ırkçılığı tüm Almanlara maletmeyin. Her iki toplum arasındaki farklılıkları birer bütünlük olarak kabul edin. Nitekim bu gün görüştüğüm Köln Belediye Başkanı da Türklerin yoğun olarak yaşadığı Keupstrasse’deki bombalı saldırının yapıldığı gün olan 9 Haziran’ın her yıl hoşgörü günü olarak aynı caddede kutlanacağını ifade etti. Bu ırkçıların toplumdan izole edilmesi lazım. Bu zorluğun cevabını Alman dostlarımızla beraber bulacağız.

Türkiye olarak biz çift yönlü entegrasyonun çözüm olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda Almanya’ya atanan ve Ocak ayında göreve başlayacak olan Berlin Büyükelçimiz Hüseyin Avni Karslıoğlu’nun babası da Almanya’ya ilk gelenlerden biridir. Yani kendisi sizlerden biridir ve Ocak 2012’den itibaren burada görevine başlayacak. Benim bir hayalim var. Bu hayal, Almanya’da doğup burada eğitimini tamamlamış çifte vatandaş olan Türk kökenli bir Alman diplomatın da bir gün Ankara’da Almanya Büyükelçisi olmasıdır. Bunun gerçekleştiği gün iki taraflı uyum da gerçekleşmiş olacak.

Şu gerçeği burada yaşayan vatandaşlarımızın ve herkesin bilmesini istiyorum. Türkiye artık 1960’lı yıllarda trenle Almanya’ya gelinen yıllardaki fakir bir tarım ülkesi değil. Vatandaşlarına acziyet gösterecek bir ülke yok artık. Yalnız değilsiniz ve hiç bir zaman da yalnız olmayacaksınız. Size bunları söylemek için geldim. Irkçı terör mağduru olan ailelerden bazıları zaman zaman Türklerin de kendilerine katil zanlısı gibi davrandıklarını ifade ettiler. Bizim sizden isteğimiz şudur. Birbirinize kenetlenin. Siz burada ortak bir kaderi paylaşıyorsunuz. Bir hata varsa o hatayı düzeltmeye çalışın. Sizler buranın asli unsurusunuz. Haklarınızı sonuna kadar arayın. Biz kadere inanırız. Kadere inanmak ayrı kaderci olmak ayrı şeyler. Zorlukta secdeye eğiliriz. Allah’tan geldik Allah’a gideriz. Buna teslim oluruz ama haksızlık ve adaletsizliğe asla teslim olmayız.

Türkiye’ye döndüğümde 2001 yılında bu saldırılar yaşanırken burada hangi diplomatların görev yaptığını da araştıracağım. Türkiye’ye dönünce bu konuyu tetkik edeceğim. Bunun bizim açımızdan da bir müeyyidesi olacak. Burada vatandaşımızın burnu kanadığında bu kanı önce burada görev yapan konsoloslarımız görecek. Almanya’da vatandaşlarımızın önünden geçerken gurur duymayacağı hiç bir konsolosluk binası olmayacak. Büyükelçilik ve konsolosluklarımız size ait. O mülkün maliki sizlersiniz. Bunu sakın unutmayın.

Bu ırkçı saldırıdan tüm Almanları sorumlu tutmak yanlış olur. Başta Cumhurbaşkanı Christian Wullf olmak üzere Almanya’nın bu konuda çok hassas olduğunu görüyoruz. Bu saldırı sonunda babalarını kaybeden yetimlerimize eğitimlerini tamamlayıp iş buluncaya kadar burs vereceğiz. Onlar bizim yetimlerimiz. Almanya’nın vereceği parayı değil, adalet istiyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi muhabbetle kucaklıyorum.

Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı

Tarih: 
Pazartesi, Aralık 5, 2011