Misafir kalem

50. Yılında Göç ve Uyum Sempozyumu

Gazeteci Zeki Şahin, Ankara’da yapılacak olan Yurtdışındaki Türkler: 50. Yılında Göç ve Uyum Sempozyumu ve gelişmeleri yazdı

Sa(ğ)laklar ve Solaklar

Yazının başlığına mana itibariyle en uygun olanını seçmeye çalıştım. Tercih sebebimi de biraz sonra yazının ilerleyen bölümlerinde anlayacaksınız.

Önümüzdeki günlerde Ankara’da bizleri yani Avrupa Türklerini yakından ilgilendiren hatta bizleri konu alan bir sempozyum gerçekleştirilecek. Sempozyuma da çeşitli çatı örgütü temsilcileri, araştırmacılar, bilim adamları, medya temsilcileri davet ediliyor. Kimler hangi ölçüde bunlara karar veriyor bunu da bilemiyoruz. Ama tek bildiğimiz her zaman olduğu gibi yanlış yönlendirilmelerden kaynaklanıyor. Belki Sempozyumu düzenleyenlerin bu konuda herhangi bir hatası bulunmuyordur, öyle ümid ediyorum. Ama aldığım bazı duyumlar var ki insanı çileden çıkarıyor, zıvanadan çıkartıyor.

Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde, Hacettepe Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (HÜSAM) ile yurtdışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sorunlarının çözümü konusundaki koordinasyondan sorumlu Devlet Bakanlığı (Sayın Prof. Dr. Mustafa Said Yazıcıoğlu. Bu dönemde Bakan sayın Yazıcıoğlu idi) tarafından ortaklaşa düzenlenecek olan 'Yurtdışındaki Türkler: 50. Yılında Göç ve Uyum Sempozyumu'nda, Türklerin yarım yüzyıla ulaşan yurtdışına göçünün değerlendirilmesi ve bu çerçevede mevcut durumun, kazanımların, sorunların, geleceğe yönelik beklenti ve stratejilerin akademik ve çok yönlü bir çerçevede ele alınması öngörülüyor.

21-23 Mayıs 2009 tarihlerinde Ankara’da Bilkent Otel ve Konferans Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan sempozyumda, konunun taraflarının ve uzmanlarının en üst düzeyde ve en geniş biçimde katılımı öngörüyor. Merkezine Türk göçmenleri alan sempozyum, çözüm odaklı bir yaklaşımı benimseyerek, öncelikle konunun bütün yönleri ile ele alınmasını, ardından da var olan ve/ya potansiyel sorunların, göçün bütün taraflarına katkıda bulunacak şekilde tartışılmasını ve çözüm önerilerinin değerlendirilmesini hedefliyor

Göç ve uyumun çok taraflı ve karşılıklı etkileşime dayanan bir olgu olması gereği sempozyuma uluslararası kurum ve kuruluş temsilcileri, akademisyenler, Türklerin yoğun olarak bulunduğu ülkelerden üst düzey politikacı ve bürokratlar, uzmanlar, sivil toplum örgütleri temsilcileri, alanlarında başarılara imza atmış yurtdışındaki Türk vatandaşları davet ediliyor. Katılımcıların, ele alınan konularda, geniş bir yelpazede farklı görüşleri temsil eden kişiler olmalarına ve bu anlamda bir çeşitliliğin sağlanmasına özel bir önem verildiğine de işaret ediliyor.

Buraya kadar her şey çok güzel yani buradaki niyet gerçekten halis, niyetiniz halis ise mesele yok. Hani 'Niyet hayır akıbet hayır' bu bizi bir ölçüde rahatlatıyor.

Peki bu sempozyuma kimler ve nasıl davet ediliyor, bu kişileri ve kurumları kimler belirliyor? Ölçü nedir? Gerçekten bu ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarını bilen kişiler mi yoksa fildişi kulelerinde yaşayıp ta gerçek sıkıntıları çekmeyen sadece ahkam kesenler mi? Ya da daha acısı Türkiye aleyhine uluslar arası platformlarda atıp tutan ülkemizi karalayan ama bu tür sempozyumlara da ilk önce davet edilen şahıslar mı?

Aslında bunu bu kadar büyütmemize gerek yok. Hangi hükümet döneminde olursa olsun, ülkemiz hakkında bu insanlar ne konuşurlarsa konuşsun, hatta Ermeniler soykırımına uğramıştır desinler, Türkiye’de insan hakları ihlalleri yapılıyor, işkenceler yapılıyor. Düşünceler yasaklanıyor desinler. Yine de bu tür sempozyumlarda hep en önde olacaklardır. Hani göçün 50. yılı münasebetiyle bu sempozyum yapılıyor ya, 50 yıldan beri yine bu insanlar hep vitrinlerde olmuş olmaya devam ekmişlerdir.

Benim buradaki vatandaşlarımın sorunları gerçekten bilmeyen bu sıkıntıları çekmeyen ama başkalarının hep borazanlığını yapmış olanlar Avrupalı Türklerin hiçbir meselesine vakıf değillerdir ve beni benim kadarda anlatamazlar.

Şimdi hani Salaklar ve solaklar diye yazıma başlamıştım ya işte şimdi buna gelmeye çalışıyorum. Benim meselelerimi sorunlarımı nedense hep solaklar biliyor. Sağ yelpazede var olan akademisyen, Çatı örgütü başkanları ve medya mensupları bunlardan bihaber, bildikleri hikaye yani o yüzden de bu tür sempozyumlar da yer almalarına gerek yok.

Her zaman olduğu gibi solaklar bizlerin duygu düşüncelerini ve sıkıntılarını anlatacaklar. Sağ yelpazede yer alanların bu kabiliyeti yok. Sağ olsunlar Veyis Güngör gibi değerli dostlar ve arkadaşlarda hasbel kader buralara davet ediliyorlar da bizlerde birazcık olsun rahatlıyoruz. Bakın şunu da açık bir şekilde söylemekte fayda olduğuna inanıyorum. Bu tür sempozyumları düzenleyen kurum veya kuruluşlar pek tabiî ki Yurtdışından kişileri davet ederlerken Dış temsilciliklerimizden bilgi alıyor onların yönlendirmeleriyle buraya gelecek olanları davet ediyorlar. Onların önerdikleri isimleri de görüyor hep birlikte gözlemliyoruz. Bazı arkadaşlarımızın (Sağ yelpazedekilerden söz ediyorum) isimleri dahi bu belirlenen listelerde yer almıyor. Neden, niçin, nasıl? Onun cevabını birileri vermeli veya birilerine sorulmalıdır.

Salaklık ve solaklık Göç tarihimizi anlatmada bile önemli rol oynuyor, bizlerde artık şu salaklıktan kurtulup solak mı olsak diye düşünmüyor değilim hani…

Aslında yazılacak konuşulacak çok ama çok şeyler var, fakat buna ne kelimeler ne de cümleler yetmez. Biz sessiz çoğunluğun duygularını sizlerle paylaşmak istedik ve aynı zamanda bazılarının da dikkatini çekmeye çalıştık. Göçün 50. yılı hepimiz için hayırlı olur temennisiyle bir dahaki yazıya kadar hoşça kalınız efendim.

Tarih: 
Pazartesi, Mayıs 11, 2009