-
Aa
+
 06/10/2011

50 yılın muhasebesi

spor_inceslider_digiturk-minispor_inceslider_digiturk-mini

Avrupa Türk Birliği’ne bağlı olarak faliyet gösteren Duisburg Muhsin Yazıcıoğlu Eğitim ve Kültür Merkezi’nin düzenlediği 'Göçün 50.yılı Sempozyumu' geçtiğimiz günlerde Duisburg Mercator Gymnasium’da yapıldı. Sempozyuma panelist olarak Fadime Tekiner, İbrahim Doğancı, Mehmet Küçük, Ali Osman Doğan ve Erol Yazıcıoğlu katıldı. Sempozyumun misafirleri arasında ise Düsseldorf Başkonsolosu Fırat Sunel, Dr.Zeki Doğancı, Duisburg Belediye Meclis Üyesi Rainer Grün, Duisburg Uyum Meclis Başkanı Şevket Avcı ile çok sayıda vatandaşımız vardı.

TÜRK KADINI UNUTULUYOR

Sempozyumun başında göçün 50.yılında Türk Kadını’nın konumunu dile getiren sosyal bilimci Fadime Tekiner: 'Türklerin burdaki 50.yılında Almanya’ya göçü tartışırken cefakar Türk kadınlarının göz ardı edildiğini görüyoruz. Aile ve toplumdaki yeri düşünüldüğünde en riskli guruplar içinde öncelikle ele alınması ve problemlerinin acilen çözülmesi gereken guruplardan birisi kadınlardır. Bu grubun ilerlemesi ve gelişmesi adeta Alman Toplumu tarafından görmezden gelinmiştir. Alman tarafında Türk kadınlarının halen baskı altında olduğu kanısı vardır. Aslında yapılması gereken şey şudur. Türk kadınlarına ön yargılarla yaklaşmak yerine onların potansiyelini değerlendirmek gerekiyor.' diyen Tekiner, birinci nesilin bu gün emekli olduğunu, buna karşın üçüncü ve dördüncü neslin artık meslek eğitimi almak ve üniversite eğitimi almak için çaba sarfettiğini de vurguladı.

GÖÇ VE DİN ALGISI

Göçün 50. yılında 'İslam ve Müslüman algısı' konusunda fikirlerini dile getiren ilahiyatçı Mehmet Küçük şikayetçi toplum olmak yerine altarnatif üretmemiz gerektiğini vurguladı. Türk çocuklarının içinde yaşadıkları topluma entegre olmasında, kendi kültür ve dinleri yanında içinde yaşadıkları toplumun din ve kültürünü öğrenmelerinin çok önemli olduğunu vurgulayan Küçük : ' Dini iyi yaşayamamak bizim eksikliğimiz. Avrupalılar dünyada en çok basılan ve okunan Kuran-ı Kerim i okumalılar. 11 Eylül Müslümanlar için bir karalama kampanyasıdır. Ama bu olay İslam’a olan eğilimi arttırmıştır.'dedi.

ATB Göcün 50.yili Sempozyumu

SİVİL TOPLUMUN NİTELİĞİ YÜKSELMELİ

Daha sonra söz alan İbrahim Doğancı sivil toplum örgütlerinin zamanla işlevlerini yitireceklerini dile getirirken: 'Müslüman Türk toplumunun ve bulunduğu ülkenin konumunu iyi okuyamayan, etkinliklerini geleceğe göre yenileyemeyen, gelecek konusunda ufuk çalışmaları yapmayan dernekler yok olacaktır. Problemlerimizi doğru tesbit edebilmek için daha fazla istatistiki bilgilerden yararlanılmalı. Her iki dili iyi bilmeli ve iyi eğitim almalıyız. İki kültürlülük göçmenlerin kültür ve kişilik kazanmasında kendi yararlarına olduğu gibi, içinde bulunduğ ülkelerin de yararınadır.' şeklinde konuştu.

ATB Göcün 50.yili Sempozyumu

TÜRKÇE MEDYA ÖNEMLİ BİR MİSYON ÜSTLENİYOR

Göçün 50.yılında medyayı değerlendiren gazeteci Ali Osman Doğan: 'Türkçenin unutulmaması adına Türk medyası ayakta kalmalıdır. Devlet bu yayın organlarını gönüllü Türkçe öğretmenleri olarak değerlendirmeli. Trükçe’nin doğru öğrenilmesi için yerel medya destekmenmeli.' dedi. Göçün 50. yılını değerlendiren Avrupa Türk Birliği Genel Başkanı Erol Yazıcıoğlu ise, İslam ve Türkler’in Avrupa’nın vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgularken : 'Artık dil, din, kültür seçme ve seçilme hakkı en temel insani ihtiyaç ve hakların verilmesi korunması ve yaşatılması. Anayasal bir düzene kavuşturulup yaşanabilir hale getirilmesi gerekmektedir. Eğitim istihdam, siyasi haklar, gittikçe tırmanan yabancılara yönelik ayrımcılık ve ön yargılar başlıca sornlarımızdır. Sağlıklı bir uyum isteniyorsa, Almanya’daki yabancılara seçme ve seçilme hakkının verilmesi gerekiyor.'

Sempozyumun modaretörlüğünü yapan öğretmen Rahmi Koca’nın göç ile ilgili okuduğu şiirler adeta 50 yılı özetledi. Sempozyuma katılan Düsseldorf Başkonsolosu Fırat Sunel ise, eğitim konusunda herkesin üzerine düşeni yapması ve elini taşın altına sokması gerektiğini ifade etti.

Haber ve fotoğraflar: İbrahim Yüksel (Almanya Bülteni)

cepnet-ay-allnet-plus-mega-dealcepnet-ay-allnet-plus-mega-deal

Kısa Link

Oruç tutacaklara önemli tavsiyeler

Sağlık Bakanlığı, oruç tutacak vatandaşların ramazan ayı boyunca yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat etmesi ve sahur öğününü atlamaması gerektiğini bildirdi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, vatandaşların yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının önlenmesi amacıyla alınan tedbirlere uygun hareket etmesi ve ramazanda beslenme önerilerini dikkate almalarının önemi anlatıldı. Kalabalık iftar sofralarının kurulmaması ve sosyal mesafe kuralına azami özen gösterilmesinin önemine değinilen açıklamada, "Oruç tutacak vatandaşlarımız ramazan ayı boyunca yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat etmelidir. Sahur öğünü atlanmamalıdır. Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılabilir ya da çorba, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün tercih edilebilir." ifadeleri kullanıldı. Açıklamada, gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanların, midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketmesi, aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile hamur işlerinden uzak durmasının uygun olacağına işaret edildi.

spor_inceslider_digiturk-minispor_inceslider_digiturk-mini

SAHURA KADAR EN AZ 2 LİTRE SU İÇİLMELİ

İftarda kan şekerinin çok düşük olduğu, kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteğinin doğduğuna dikkati çekilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi: "Yapılan en büyük hatalardan biri çok hızlı şekilde, yüksek miktarda besin tüketmektir. Çok hızlı yemek yendiğinde hem sağlık açısından risk oluşabilir hem de ilerleyen günlerde kilo alımına zemin hazırlayabilir. Sıvı tüketimine dikkat edilmelidir. Yeterince sıvı alınmazsa su ve mineral kaybı sonucu, bayılma, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir. İftar ile sahur arasında en az 2 litre su içilmeli, bununla birlikte sıvı ihtiyacını karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve-sebze suları, sade soda gibi içecekler tüketilmelidir. İftar ve sahurda kan şekerini birden yükseltmeyen, uzun süre tokluk hissi sağlayan, yavaş sindirilen proteinli ve lifli gıdalar, tam tahıllı ürünler, kuru baklagiller, süt ürünleri, yumurta, bal, taze sebze ve meyveler, şekersiz hoşaf veya komposto, hurma, ceviz, kavrulmamış fındık veya badem tercih edilmelidir. Rafine ürünlerden, beyaz undan yapılmış kek, poğaça ve kurabiye gibi hamur işleri ile şekerli yiyeceklerden uzak durulmalıdır."

DİŞ FIRÇALAMA HİÇ İHMAL EDİLMEMELİ

Açıklamada, iftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra aralıklı ve her seferinde küçük porsiyonların tercih edilmesi gerektiği belirtildi. Çiğ veya az pişmiş hayvan ürünleri yemekten kaçınılması, iyi pişmiş yiyecekler alınması önerilen açıklamada, şunlar kaydedildi: "İftardan sonra tatlı yenilecekse sütlü tatlılar veya meyve, hoşaf ve kompostolar tercih edilmelidir. Oruç tutarken, bağışıklık sisteminizi güçlendirici özelliği olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerden zengin sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma gibi meyvelerin tüketimi önemlidir. E ve D vitaminleri de bağışıklığın güçlendirilmesinde önemli rol oynamaktadır. D vitamini güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamindir ve besinlerde pek fazla bulunmaz. Özellikle kışın güneşten faydalanmasının mümkün olmadığı hallerde besin desteği olarak D vitamini alınabilir. Sebzeler, kurubaklagiller, yağlı tohumlar, meyveler ve probiyotik ürünler kefir, yoğurt, ayran, boza, tarhana, şalgam suyu, turşular bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için tüketilmesi gereken besinlerdir. Şalgam suyu ve turşu gibi çok tuzlu gıdaların tüketimine yüksek tansiyon hastaları dikkat etmelidir. Tütün ve tütün ürünleri kullanılmamalı, iftar ve sahurda dişler mutlaka fırçalanmalıdır."

Haber: Zafer Fatih Beyaz – (Almanya Bülteni) – Ankara
Kaynak: (AA)

cepnet-ay-allnet-plus-mega-dealcepnet-ay-allnet-plus-mega-deal